Seyit Onbaşı

Seyit Onbaşı Kimdir?

Seyit Ali Çabuk / Seyit Onbaşı Kimdir

Seyit Ali Çabuk ya da bildiğimiz adıyla Seyit Ali Onbaşı, 1889 yılında Eylül ayında Balıkesir’in Havran İlçesine bağlı Çamlık (Manastır) köyünde doğdu. Babası Abdurrahman Bey, annesi Emine hanımdır.

1909 yılında Osmanlı Ordusu’na katıldı. Balkan savaşı patlak verdiğinde savaşmak için balkana gitti. 1. Dünya savaşı başladığında ise Çanakkale Cephesi’nde topçu eri olarak görev almaya başladı. 18 Mart 1918 yılında itilaf devletlerinin donanması Çanakkale Boğazı’nı geçebilmek için taarruza geçti.

Seyit Onbaşı 1. Dünya Savaşındaki Rolü

Taarruz sırasında Seyit Ali Onbaşı Rumeli Mecidiye Tabyasında çarpışıyordu. Türk topçu güçlerinin yoğun karşı ateşi ve Nusret (Asıl ismi Nusrat olan ama zamanla Nusret olarak kullanılan gemi, Malatya Arapgirli Cevat Paşa’nın isteğiyle Osmanlı Donamasın ve Türk Deniz Kuvvetleri’nde hizmete giren mayın dökücü gemi, 1913 yılında Osmanlı donanmasına katıldı) mayın gemisinin döktüğü 26 mayın bu karşı taarruzu püskürttü.

Yapılan yoğun atışlar nedeniyle tabyadaki bulunan topun mermi kaldıran vinci parçalandı ve kullanılmaz hale geldi. Bu durumun farkında olan Seyit Ali Onbaşı 215 kilogram ağırlığındaki top mermilerini sırtlayarak top kundağındaki yerine yerleştirdi.

Seyit Onbaşı Efsanesi

Seyit Ali Onbaşı’nın ilk iki atışta İtilaf devletlerine ait Ocean savaş gemisine hafif derecede zarar verdi. Atılan mermi geminin su kesiminin hemen altına isabet etti ve geminin anında yan yatmasına sebep oldu. Ardında gemi Nusret mayın gemisinin döktüğü mayınlardan birine çarptı. Ocean savaş gemisi bu çarpışmadan kısa bir süre sonra alabora olarak battı.

Bu yüzden komutanı topçu eri Seyit Ali’ye onbaşılık unvanını verdi. Çanakkale savaşından bir gün sonra Seyit Ali Onbaşı’dan tekrar top mermisi sırtında fotoğraf çekilmesi istendi. Ancak Seyit Ali Onbaşı ne kadar derse denesin top mermisini tekrar kaldıramadı. Bunu üzerine Seyit Ali Onbaşı “Yine savaş çıksın, yine kaldırırım” dedi. Fotoğrafı ise ancak tahtadan yapılmış bir mermi ile çekilebildi.

Savaşın sona ermesinin hemen ardından 1918 yılında köyüne dönen Seyit Ali Onbaşı, orduya katılmadan önceki işine yani ormancılık ve kömürcülük işine devam etti. 1934 yılında çıkartılan Soyadı Kanunu ile Çabuk soyadını aldı. Seyit Ali Onbaşı 1939 yılında 50 yaşında verem hastalığından dolayı vefat etti.

Nezahat Onbaşı

Nezahat Onbaşı Kimdir

Nezahat Baysel  ( Nezahat Onbaşı ) Kimdir

Hafız Hâlid Bey ve Hadiye hanımın kızları olarak 1909 yılında doğdu. Annesi Hadiye hanımı 8 yaşındayken veremden kaybetmesi üzerine babası kendisini kimseye emanet edemedi ve yanında cepheye götürdü.

Onbaşı Rütbesinin Veirlişi

Nezahat Baysel ilk kez 1. Dünya savaşı sırasında babası Hâlid bey ile Çanakkale cephesinde savaş ortamıyla tanışmış oldu. Nezahat Baysel babasını alayının İzmit’e nakledilmesi sonucu artık talimlere katıldı ve at binmeyi silah kullanmayı öğrendi. Babası ile birlikte savaşlarda cephelerde yerini alarak çatışmalara katıldı. Bu yüzden kendisine 12 yaşında “onbaşı rütbesi” verildi.

Milli mücadele yıllarında babası Hâlid beyin mühim bir karar vererek emrindeki 70. Alay ile birlikte Anadolu’ya Milli Mücadele’ye katılmaya karar verdi. 70. Alayı Kuvayı Milliye birliklerinin olduğu bölgeye kaçırarak Mustafa Kemal’in emrine verdi.

Mustafa Kemal ve Silah Arkadaşları İle Tanışması

Babası Hâlid beyin yanından ayrılmayan Nezahat Onbaşı, Geyve, Sakarya, Gediz, Birinci ve İkinci İnönü savaşları ile Konya isyanında görev aldı. 1920 yılında askeri kıyafetleri ilk defa üstüne giydi. Cephede Mustafa Kemal Paşa, İsmet İnönü ve Çerkes Ehem ile tanıştı. İsmet İnönü Nezahat Onbaşı’ya “kurmay” unvanı verdi.

Milli Mücadele’nin devam ettiği günlerde Nezahat Onbaşı’nın durumu Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde gündeme geldi. Sırasıyla Bursa milletvekili Emin Bey, kendisine ilk istiklal madalyasının verilmesini tekli etti. Ardından İzmit milletvekili Hamdi Namık Bey çeyiz verilmesini, Tunalı Hilmi bey ise paşalık unvanı verilmesini teklif etti. Teklifler mecliste kabul gördü. Ancak savaş zamanı karşılaşılan durumlar yüzden Nezahat Onbaşı unutuldu. Kedisi de bu konun üzerine fazla düşmedi ve ısrar etmedi.

Evliliği

Savaştan sonra babası Hâlid Bey ile İstanbul’a dönen Nezahat Onbaşı Kumkapı’da açılan Fransız Jan Dark Enstitüsü’ne girdi. Kısa bir süre sonra babasının ikinci evliliği üzerine okul hayatına veda eden Nezahat Onbaşı, Daha sonra Mustafa Kemal Atatürk’ün yaveri olarak görev yapan 1931 yılında Yüzbaşı Rıfat bey ile evlendi. İki kız çocukları oldu. Soyadı kanunu çıktığında çift “Baysel” soyadını aldı.

1974 yılında eşini kaybeden Nezahat Baysel, 1986 yılında Dolmabahçe Sarayı’nda düzenlenen bir törenle kendisine dönemin Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanı Necmettin Karaduman tarafından Takdir Beratı (Şükran Belgesi) verildi.

Nezahat Baysel, 24 Eylül 1994 yılında Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nde vefat etti. Cenaze töreni, askerlerin katılım ile gerçekleşti ve naaşı, Karaahmet Mezarlığı’na defnedildi.

 

Kara Fatma Kimdir?

Kara Fatma Kimdir

Fatma Seher Erden / Kara Fatma Kimdir?

Fatma Seher Erden, bizim bildiğimiz adıyla Kara Fatma, 1888 yılında Erzurum’da doğdu. Eşi Dervişlerden Ahmet Bey’dir. Balkan savaşı patlak verince Subay olan Ahmet Bey ile birlikte savaşa katılarak askerlik hayatını eşi ile birlikte paylaştı.

1. Dünya savaşında ise kendi ailesine mensup dokuz – on kadınla birlikte Kafkas Cephesinde savaştı. Eşi Binbaşı Ahmet Bey’in şehit haberini aldıktan sonra doğduğu şehre Erzurum’a geri döndü.

1919 yılında kongreler düzenlenirken, Mustafa Kemal ile birebir görüşebilmek için Sivas’a gitti. Batı cephesinde Milis Müfreze Komutanı olarak görevlendirilen Kara Fatma, aldığı talimat ile İstanbul’a gitti. İstanbul’daki görevi ise silah, mühimmat ve adam kaçırmaydı. Ancak İzmir’in Yunan güçleri tarafından işgali sonrası İzmir’e geçerek kurtuluş savaşı için savaştı.

Savaşlar, Komutanlık ve Kahramanlıkları

300 kişiden fazla oluşan birliği ile 1. ve 2. İnönü Savaşı, Sakarya Meydan Savaşı, Dumlupınar Savaşı’nda çarpıştı. Büyük Taarruz ’un ilk haftasında General Tripokis’in birliğine esir düştü. Ancak kaçmanın fırsatını bularak tekrar savaş alanına birliğinin başına döndü. Bursa’nın Yunan işgalinden kurtuluşunda birliği ve kendisi önemli rol oynadı.

Bir keresinde, Onbaşı olduğu zamanda neredeyse sadece kadınlardan oluşan birliği ile düşmanın cephe gerisine saldırarak ve aralarında Yunan subayı olmak üzere toplam 25 esir askerle geri döndü.

Kara Fatma, çavuşluk rütbesi ile başladığı askerlik hayatına üsteğmen rütbesi ile veda etti. Askerlikten emekli olduktan sonra maaşını Kızılay’a bağışladı.

İki oğlunu ve eşi savaşta şehit veren Kara Fatma, savaştan sonra kendisi ile birlikte savaşa katılan ve çatışma sırasında elini, akli dengesini yitiren yeğeni küçük Fatma’yı ve çocuklarını sahip çıktı. İstanbul’da bir Rus manastırında yaşamaya çalışırken zamanın tanınmış gazetecisi Mekki Sait Esen kendisini bularak kendisiyle röportaj yaptı. Röportaj 1933 yılında Yedigün Dergisi’nde yayınlandı.

Son yılları ve Ölümü

Yayınlanan röportaj Yurt genelinde geniş yankı uyandırdı. Zamanın Belediye Başkanı Lütfi Kırdar ona Kasımpaşa da bir vakıf evi tahsis ettirdi. Kara Fatma’ya gerekli yardım sağlanmadığı için son yıllarını pekte iyi ve sağlıklı geçirmedi. Geçirdiği rahatsızlık sonrası Darülaceze’ye yatırıldı.

Kars milletvekili Tezer Taşkıran kendisiyle karşılaştığında, çaresizliğini görmüş ve Rize milletvekili Yusuf İzzet Akçal ile birlikte 1954 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne önerge vererek, Kara Fatma için 170 lira aylık tahsis ettirmişlerdir. Kara Fatma’ya, 2 Temmuz 1955 yılında Darülaceze’de 67 yaşında vefat etti. Cenazesi Kasımpaşa’daki Kulaksız mezarlığına defnedildi.