Hidrokinon Ve Cilde Etkisi

Hidrokinon birçok cilt bakım ürünü içerisinde bulunan ve koyu renkli lekelerin tedavisinde kullanılan bir cilt temizleyicisidir. Hiperpigmentasyon, sivilce izleri, melazma, güneş lekeleri ve diğer cilt lekeleri tedavisinde kullanılır. Krem, jel, losyon ve sabun formunda bulunabilir.

Hidrokinon Nedir?

Hidrokinon içerikli kremler veya benzeri ürünler kullanıldığında, hidrokinon cilde renk veren pigment olan melanin üretimini engeller. Böylece cilt renginizde bir açılma görürsünüz. Bu sebeple hidrokinon içeren kremler çoğu zaman beyazlatıcı veya aydınlatıcı kremler adı altında satılırlar.

Kuru, çatlamış, tahriş olmuş veya yanık cilt üzerinde uygulanmaması tavsiye edilir. Bunlar şampuan, saç boyası, onaysız kremler gibi ürünlerin kullanımı azaltılarak üstesinden gelebileceğiniz durumlardır.

Zararlı ultraviyole ışınların neden olduğu güneş lekelerinin tedavisi için kullandığınız hidrokinon, sizi bu ışınlara karşı daha hassas yapar. Güneş lekelerinin yanı sıra çiller veya hiperpigmentasyon tedavisi için kullanıyorsanız güneşten korunmanız çok önemlidir. Dışarıya çıkmadan önce geniş spektrumlu bir güneş kremi kullanmazsanız kullandığınız hidrokinon içerikli cilt beyazlatıcısının bir faydasını göremezsiniz.

Vücudumuzda melanin hormonunun aşırı üretilmesi durumunda karşılaşılan melazma gibi bir durum için doktor tarafından reçete edilmediği sürece hidrokinon içerikli ürünleri kullanmaktan kaçının. Doktorunuzun uygun görüp kullanmanıza karar verirse belirtilen dozu kesinlikle aşmayın. Doz aşımı durumlarında ve uzun süreli kullanımlarda cildi aydınlatmanın yanında melanin üretimini sağlayan pigmentleri öldürerek çok zararlı olabilir. Aynı zamanda uzun süreli kullanımın cildi mavimsi veya siyahi bir renge dönüştürdüğü de görülmüştür.

Her ne kadar araştırmalarla kesin olarak kanıtlanmış olmasa da hidrokinon içeriğinin kansere neden olabileceğine dair görüşler de mevcuttur. Ürünün kanserojen etkileri üzerine olan çalışmalar devam etmesine rağmen bu görüşler sebebiyle dünyanın birçok ülkesinde yasaklanmıştır. Yasak olmayan ülkelerde de kozmetik ürünlerinde %2 oranından fazla kullanımına izin verilmez. Ancak uzman doktor kararıyla %4 oranında hidrokinon içeren ürünler kullanılabilir.

Olası yan etkiler

  • UV ışınlarına karşı hassasiyet
  • Hiperpigmentasyona yakalanma riskinde artış
  • Kontakt dermatit
  • Cilt tahrişi

Tüm bu olası yan etkilerinin yanında kanserojen etkiye de sahip olduğu düşünülen hidrokinon içerikli ürünleri doktorunuz reçete etmedikçe kullanmamanız tavsiye edilir. Zaten bu sebeple birçok Avrupa ve Asya ülkesinde yasaklanmıştır.

Kojik Asit

Kojik asit ilk olarak 1989 yılında Japonya’da keşfedilmiş bir asit türüdür. Japonya’da pirinç şarabı ve fermente olan kalan artıklar gibi bilim adamları tarafından yapılmış olan araştırmalara göre soya ve pirinç gibi diğer doğal gıdalarda da aslında kojik asite ait ürünler bulunduğu keşfedilmiştir. Bu asit ile ilgili olarak bilinmesi gerekir ki, bu ürün ağırlıklı olarak kozmetik ürünlerinde cilt beyazlatmak için kullanılmaktadır. Bir çok tüketici tarafından özellikle, ciddi anlamda özellikle yüzde ve ciltte bulunan çillerin tedavisinde ve koyu renkte olan leke ve çil tedavilerinde bu asit kullanılabilmektedir. Bu asiti içeren kullanımlarda herhangi bir sıkıntı şu ana kadar yaşanmamıştır ve kozmetik bir çok üründe kullanmaktadır. Aynı şekilde de gıda renk korunması ve bazı bakterilerin öldürme gibi amaçlarıyla gıda sektörü de bu ürünü kullanmaktadır ancak, özellikle kullanım alanlarının başında hiç kuşku yok ki kozmetik sektörü gelmektedir.

Kojik Asit Detayları

Şimdi sizlere kojik asit ile ilgili daha detaylı bilgi vermeye çalışalım. Bu asitin bireylerin cilt üzerinde ilk kullandıkları zaman hafif bir batma hissi verebilir. Bu durumda herhangi bir şekilde insanın korkmasına veya tedirgin olmasına gerek yoktur. Hassas ciltlerde muhtemelen asit ürünler kullanıldığı zaman cilt tahrişi de olabilir. Ancak bu konuda da sizlere söylenmesi gereken şudur ki, bu asit herhangi bir şekilde cildinize veya teninize zarar vermemektedir. Kolayca güneşte yanmak için losyon ve bunun haricinde cilt beyazlatmak için kremlerin hepsinde zaten bu üründen bulunmaktadır. Sağlık faydaları olarak da kullanılabilmektedir.

Kojik Asit Kullanımları

Özellikle antioksidan ve antibakteriyel özellikleri bilinen kojik asit birçok yemeğin içerisinde de bulunduğundan taze kalma ve uzun ömürlü olmasını sağlamaktadır. Bunların yanı sıra dermatologlar akne tedavisi kullanımında da krem ile reçetelerinde önerilerde bulunmaktadırlar. Ayrıca bu asit birçok üründe bulunmaktadır. Bu yüzden dolayı herhangi bir şekilde endişe etmeye gerek yoktur. Kanserojen ile ilgili olarak bazı çalışmalar yapılmış ve rapor edilmiştir. Bilim adamlarının bu çalışmalarına göre şu ana kadar kanser ile ilgili herhangi bir sıkıntısı olmadığı görülmüştür. Bunun yanı sıra yan etkileri ile ilgili olarak yapılan araştırmalarda da kojik asitle ilgili herhangi bir problemi rast gelinmemiştir.

Güneş Lekeleri İçin TCA Peeling

TCA peeling, toksik olmayan ve 20 yıldan uzun süredir cilt soyma işleminde kullanılan bir kimyasaldır. Tam ismi triklorasetik asit olan bu kimyasal cilde uygulandığında, hücrelerin üst katmanlarının kurumasına ve birkaç gün ile bir hafta arasında soyulmasına neden olur. Eski cilt soyulduktan sonra pürüzsüz bir dokuya ve daha düzgün bir renge sahip lekesiz yeni bir tabaka ortaya çıkar.

TCA Peeling Ne için kullanılır?

Kahverengi lekeler, yanık nedeniyle oluşan kırışıklıklar, melazma adı verilen ve çoğunlukla hamilelik ve hormonal değişiklikler nedeniyle oluşan lekeler, akne izleri ve en önemlisi güneş lekeleri tedavisinde TCA peeling uygulaması kullanılır.

TCA peeling etkisini gösterme süresi cildinizin derinliğine, kullandığınız asitin yoğunluğuna ve cildinizin güneşe maruz kalma süresiyle bağlantılıdır. Soyulma gerçekleştikten sonra 30-60 gün boyunca cildinizdeki iyileşme devam edecektir.

Maliyeti ise uygulamayı nerede yaptığınıza bağlıdır. Güzellik merkezlerinde en az 2 seans gerçekleştirilerek yapılacak olan uygulama; 250 TL ile 1000 TL arasında değişmektedir. Tüm detaylarını iyice öğrendikten sonra TCA peeling uygulamasını evinizde de yapabilirsiniz. Kendiniz yaparsanız maliyeti; TCA peeling asit oranına göre değişmekle beraber 25 TL ile 85 TL arasındadır.

Olası Yan Etkileri

  • Ağrı: Cildinizin soyulması büyük bir rahatsızlık vermese de ağrı hissetmeniz normaldir. Ağrı kesici ilaçlar size fayda sağlayacaktır.
  • Kızarıklık: TCA peeling uyguladıktan sonra 2 ile 8 hafta boyunca deride pembe veya kırmızı bir renklenme oluşabilir. Çok nadir de olsa bazı vakalarda 6 aya kadar devam ettiği görülmüştür.
  • Yara: TCA peeling, iyileşmesi bir haftayı bulan yüzeysel bir yaraya neden olabilir. Uygulama sonrasında cilt 2-8 hafta boyunca güneşe aşırı duyarlı olur.
  • Şişme: Uygulamadan hemen sonra cildinizde oluşabilecek şişme normal kabul edilir. Geçici bir durumdur ve 2-3 gün içinde normale dönmesi gerekir. Daha uzun sürerse bir dermatoloğa görünmeniz gerekir.
  • Güneş hassasiyeti: Tedaviden sonra 6 ya da 8 hafta doyunca güneşe ışınlarına maruz kalmamaya özen göstermelisiniz. Cildinizi güneşten korumak için şapka ve güneş gözlüğü kullanmadan dışarı çıkmayın. Güneş kremlerinin kullanımı da aynı derecede öneme sahiptir.

Alpha Arbutin Ve Faydaları

Alpha arbutin (alfa arbutin); saf, suda çözünebilen toz halinde üretilen ve halihazırda beyazlatıcı özellikli olan cilt bakım ürünlerinde kullanılan bir üründür. Alfa arbutinin tam olarak ne işe yaradığını, nerelerde kullanıldığını, hangi problemlerin tedavisinde etkili olduğunu açıklamaya başlayalım.

Alpha Arbutin Nedir

Eskiden tüm cilt bakım endüstrisi cilt beyazlatma konusunda hidrokinon adındaki maddeden kullanıyordu. Hidrokinon melanin üretimi yapan hücreleri öldürerek melanin üretimini engelliyordu. Yapılan araştırmalar ve deneyler sonucunda hidrokinon maddesinin kanserojen etkiye sahip olduğunu gösterince Amerika ve birçok Avrupa ülkesinde üretimi ve kullanımı yasaklandı ve cilt bakım endüstrisi yeni arayışlara girdi. Kojik asit ve diğer hidroksitler; kullanılabilecekleri en yüksek konsantrasyonlarda bile hidrokinon kadar etkili olamıyorlardı. Tabii ki tüm bunlar alfa arbutin bulunmadan önceydi.

Alfa arbutin, pigment üreten hücrelerin işleyişinden sorumlu enzimleri engelleyerek vücuttaki melanin üretimini azaltır. Hidrokinon ise bu hücreleri öldürerek melanin üretimini bitiriyordu. Yani amaç; sağlığımızı gözetmeksizin cildimizdeki güneş lekeleri ve melazma adındaki kahverengi lekeler gibi problemleri yok etmek olsaydı hidrokinon birinci tercihimiz olurdu. Ama cildimizi 3-5 lekeden arındırmak uğruna kansere yakalanma riskimizin artmasını istemeyeceğimiz için hidrokinon yerine alfa arbutin kullanmak en mantıklı tercih olacaktır. Ayrıca yapılan çalışmalarda; alfa arbutinin benzer alanlarda kullanılan kojik asitten daha hızlı ve etkili olduğunu göstermiştir.

Alpha Arbutin Faydaları

60 gönüllü üzerinde yapılan klinik çalışmada alfa arbutin ile kojik asit ve hidrokinon karşılaştırılmıştır. Gönüllüler her biri 20 kişiden oluşan 3 gruba ayrılmıştır ve 1 ay boyunca kullandıkları kremlerin etkiler ayrı ayrı incelenmiştir. Çalışma sonucunda hidrokinonun daha etkili olduğu fakat kanserojen etkiye sahip yan etkileri olduğu açıkça görülmüştür. Ayrıca %2 oranındaki alfa arbutinin %3 oranındaki askorbik asit ile UV ışınlarının neden olduğu güneş lekeleri üzerinde aynı sonuçları verdiği görülmüştür. Bu sebeple ikisi arasında bir tercih yapılması gerekirse alfa arbutin seçimi daha az oranda kimyasal maddeye maruz bıraktığı için doğru olacaktır.

Yapılan çalışmadan da görüldüğü üzere alfa arbutin cilt tonunuzu açmak, güneş lekelerinden kurtulmak, melazmayı tedavi etmek dahil olmak üzere tüm cildiniz için diğer ürünlere göre daha güçlü ve sağlıklı bir üründür.

Cilt bakım sektöründeki neredeyse bütün doktorlar ve kozmetik uzmanları da hidrokinon yerine alfa arbutinin kullanmanın daha faydalı olacağı kanaatinde. Bununla birlikte alfa arbutin oranının %2 veya %3’ü geçmemesi gerektiğini de ısrarla vurguluyorlar.

Son olarak; alfa arbutin ürününün hangi rahatsızlıkların tedavisinde kullanıldığından bahsedip yazımızı sonlandıralım.

  • Akne izleri
  • Hiperpigmentasyon
  • Karaciğer rahatsızlığı sebebiyle oluşan lekeler
  • Yaşlılık lekeleri
  • Göz altındaki koyu halkalar
  • Melazma
  • Güneş lekeleri

Sürekli Yorgunluk ve 10 Tıbbi Nedeni?

Kanser veya inme gibi ciddi bir hastalık ya da tıbbi tedavi sonrası yorgunluk baş gösterebilir. Ancak sadece ciddi rahatsızlıklarda değil normal hastalıklarda da yorgunluk belirtileri yaşayabilirsiniz.

Yorgunluk ve halsizlik arasındaki fark nedir?

Hepimiz zaman zaman yorgunluk yaşarız, bu da uyku ve dinlenme ile geçebilen bir durumdur. Halsizlik, yorgunluğun çoğu kez ezici olduğu ve uyku ve dinlenme ile rahatlamadığı bir durumdur.

İşte yorgunluğa veya halsizliğe neden olduğu bilinen 10 sağlık koşulu.

Anemi

Sürekli tükendiğini hissetmenin ve sürekli yorgunluk belirtisinin de en yaygın tıbbi nedenlerinden biri demir eksikliği anemisidir. Adet ve hamilelik dönemindeki kadınlar anemiye karşı özellikle hassastırlar.

Ancak, mide ve bağırsakta, ülser gibi nedenlerin daha büyük olasılıkla ortaya çıktığı durumlarda, steroidal olmayan anti-enflamatuar ilaçlar (NSAİİ) kullanan erkek ve postmenopozal kadınları da etkileyebilir.

Anemiye bağlı yorgunlukta, tipik olarak; hiçbir şey yapmak istemezsiniz, kaslarınız ağırlaşır ve çok çabuk yorulursunuz.

Demir aşırı yüklenme bozukluğu (hemokromatozis) olarak da bilinir. Fakat çok fazla demire sahip olmakta yorgunluğa neden olabilir. Bu, 30 ve 60 yaşları arasındaki erkek ve kadınları etkileyen nispeten nadir kalıtsal bir durumdur.

Uyku apnesi

Uyku apnesi, boğazınızın uyku sırasında daralması veya kapanması ve tekrar tekrar nefes almanızı engelleyen bir durumdur.

Bu, yüksek oranda horlamaya ve kanınızın oksijen seviyelerinde bir düşüşe neden olur. Nefes almanın zorluğu, gece sık sık uyanıp, ertesi gün yorgunluğunuzu hissetmeniz anlamına gelir.

En çok kilolu orta yaşlı erkeklerde görülür. Alkol ve sigara içmek uygu apnesi için en kötü tetikleyicilerdir.

Etkin olmayan tiroid

Azaltıcı tiroid bezi, vücudunuzda çok az tiroid hormonu (tiroksin) olduğunu gösterir ve bu da sizi yorgun hissettirir. Bununla birlikte kilo alırsınız, kaslarınız sürekli ağrır ve cildiniz kurur. Troid rahatsızlığı erkeklere oranla kadınlarda daha sık görülür ve yaşlandıkça etkisi artar.

Çölyak hastalığı

Bu, bağışıklık sisteminin glütene tepki verdiği ömür boyu çekeceğiniz bir hastalıktır. Gluten ekmek, kek ve tahıllarda bulunan bir proteindir. İngiltere’de 100 kişiden birinde görülen bir rahatsızlıktır.

Çölyak hastalığının diğer belirtileri, yorgunluk dışında, ishal, şişkinlik, anemi ve kilo kaybıdır. Doktorunuz çölyak hastalığı olup olmadığını kontrol etmek için bir kan testi yapabilir.

Kronik yorgunluk sendromu

Kronik yorgunluk sendromu (aynı zamanda miyaljik ensefalomiyelit veya ME olarak da bilinir) en az 4 ay boyunca devam eden ciddi bir rahatsızlıktır. Kas veya eklem ağrısı gibi başka semptomlar olabilir.

Diyabet

Diyabetin ana semptomlarından biri, kanda çok fazla şekerin (glukoz) neden olduğu uzun süreli yorgunluk hissidir. Diğer önemli semptomlar çok susarsınız, tuvalete çok fazla gider ve kilo kaybı yaşarsınız.

Glandüler ateş

Glandüler ateş, ateş, boğaz ağrısı ve şişmiş bezler ile birlikte yorgunluğa neden olan yaygın bir viral enfeksiyondur. Çoğu vaka gençler ve genç yetişkinlerde olur. Semptomlar genellikle 4 ila 6 hafta içinde ortaya çıkar, ancak yorgunluk birkaç ay daha sürebilir.

Depresyon

Depresyon da enerjinizin tükendiğini hissettirebilir. Uykuya dalmanızı engelleyebilir veya sabah erken kalkmanıza neden olabilir, bu da gün içinde daha yorgun hissetmenizi sağlar.

Huzursuz bacaklar ve Yorgunluk

Bacaklarınızı hareket ettirmek için büyük bir dürtü duyarsınız ve bu his öyle güçlü olur ki gece dahi sizi uyandırabilir.

Ayrıca bacaklarınızda hoş olmayan bir tarama hissi veya derin bir ağrı olabilir. Ya da bacaklarınız gece boyunca kendiliğinden sarsılabilir. Belirtileriniz ne olursa olsun, uykunuz bozulacak ve kalitesiz olacak ve gün boyunca çok yorgun hissedeceksiniz.

Kaygı

Endişeli hissetmek bazen tamamen normaldir. Ancak bazı insanlar günlük yaşamlarını etkileyecek kadar güçlü olan sürekli kontrol edilemeyen anksiyete hislerine sahiptir. Bu yaygın anksiyete bozukluğu erkeklere oranlar kadınalrda daha fazla görülür. Bu duygu durumu yaşayanlar genellikle yorgun hissederler.

İdeal Kilo ve Sağlıklı Kilo Almak

Bir insan fazla kalori alınca kilo da almaz; çok yemek yedikleri halde kilo alamayan çok zayıf insanlar bunun kanıtıdır. Bu insanlar sağlıklı olmadıkları için, yediklerini tümüyle besin olarak alamazlar. Bu zayıf insanların sinirleri gergindir; yerlerinde duramaz ve fazla enerjiktirler. Can sıkıntısı nedeniyle sık sık iştahsızlık duyarlar. Besinlerin kana geçişi tam olmaz. Bu bozukluklar düzeltildiği zaman, yine eskisi kadar yemek yeseler de, ideal kilo normlarına kavuşurlar.

İdeal Kilo İçin Çok Yemek Değil, Sağlıklı Yemek!

Biraz zayıf olmak, fazla kilolu olmaktan daha iyidir. Gerçek ağırlığınızdan yarım kg. fazla olmanızı bile size kimse öğütleyemez. Fakat az bir miktarda yağ deposu ve kalori yedeği estetik yönden iyidir. Az miktarda yağ, dış görünüşün daha güzel olmasını sağlar.

Deri altında çok ince bir tabaka yağ, beden ısısını denetlemeyi ve kan damarı, sinir, kas dokularını çarpmalardan korumayı sağlar. Yağ depoları, iç organlar ve özellikle böbrekler için, iyi bir koruyucudur. Aşırı zayıflıkta, böbrekler sık sık yerlerinden oynar ve sağlık sorunlarına yol açarlar.

Yağın bu nedenlerle gerekli oluşunu da fazla abartmamak gerekir. İdeal kilo, çoğu kez sizin özel arzunuza göre değişir! Uzmanlar, standart ağırlık listelerinde kiloyu 30 yaş için düzenler. Her insan düzgün ve sportif bir beden ister ve bu istek de sağlıklı olmaya bağlıdır. Eğer kilo almak istiyorsanız, ağırlığınızı artırmadan önce, mümkün olan en iyi sağlığa ulaşmaya çalışınız.

İlk olarak, düşüncenizi her zaman gevşek ve sakin tutacak besinlerin özel beslenmenizde bulunmasına önem veriniz. Sıkıntılı olduğunuz anlarda, enerji tüketen gereksiz hareketler yaparak kalori kaybedersiniz. Sinirlenme, bütün beden kaslarının gerilmesine yol açar; kasların kasılmaları da, boş yere enerji harcar.

İdeal Kilo için Vitamin ve Minerallerin Önemi

Vitamin ve minerallerin sizi sakinleştirmede yararı vardır, fakat özellikle D ve B-6 vitaminleriyle kalsiyum ve magnezyumun sinir sistemi çalışmasına etkisi büyüktür. Yaz ve kış, hiç aksatmadan her gün 1000 ünite D vitamini alınız ve güneşli günlerde güneş banyosu yapınız.

Sinir ve kas dokuların gevşeyip rahatlaması için gerekli olan kalsiyum, süt ürünleri, yağlı tohumlar ve yeşil sebzelerden sağlanır. Kalsiyum tableti kullanacaksanız, bu tablette D vitamini olmasına dikkat ediniz, kalsiyumun vücut tarafından sindirimi için D vitamini gereklidir.

Magnezyum, sinir ve kasların rahatlamasında, bugüne dek bilindiğinden daha fazla önemlidir. Örneğin, magnezyumca eksik beslenen deney hayvanlarının çok sinirli, heyecanlı ve uykusuz oldukları ve de delilik belirtileri gösterdikleri görülmüştür. Magnezyumu yeterince almayan insanlar, bu eksikliği aşırı sinirlilik, mutsuzluk ve uykusuz gecelerle ödeyebilirler. En iyi magnezyum kaynakları; Çekirdek ve ceviz gibi yağlı tohumlar ve maydanoz, ıspanak, lahana gibi yeşil yapraklı sebzelerdir. Pancar başları, şalgam, kırmızıturp ta magnezyum ihtiva eder. Beyaz un, tam buğday ununa oranla 280 defa daha az magnezyum içerir.

İştahsızlığın Nedenleri Nedir ve Nasıl Başa Çıkılır?

İştahınız yoksa sevmediğiniz besinleri yemek için kendinizi zorlamayınız. Fakat yeme isteğinizi düzenlemek amacıyla bir çaba harcamalısınız. İsteksizlik, B vitamini grubu vitaminlerinin azlığından olur ve bu durumda yeterince B vitamini alınırsa isteksizlik yok olur. Kilo almak isteyenlere, B vitaminleri birçok açıdan fayda sağlayacaktır. B vitaminlerini az alanın midesinde HCL asit az salgılanır.

Bu asit, protein sindirimi sırasında, vitamin ve minerallerin kana geçmesi için gereklidir. Yeterince B vitamini alınmazsa, sindirim salgıları da az çıkar ve besinlerin kana geçişi tam olmaz. Barsak çeperlerindeki kaslar da az hareket eder ve sindirim fermentlerinin besinlere ve de tümünün ince barsak girintilerine değmesi zorlaşır. Bu durumda, az B vitaminleri alanlar, yediklerini tam sindiremedikleri için, çok yeseler de kilo alamazlar.

Yeme isteğinizin normal, sindiriminizin iyi olması ve bağırsaklarınızın iyi çalışması için B vitaminlerini bolca almalısınız. Özellikle B-6 vitamini, sinirler üzerinde yatıştırıcı etkiye sahiptir.

  • Ekmeğiniz kepeği atılmamış undan yapılırsa
  • Buğday ya da yulaf ezmesi özünden günde yarım bardak tüketirseniz
  • Sabahları meyve suyunun içine bir çorba kaşığı dolusu bira mayası koyarsanız
  • Beyaz şeker yerine bal ya da pekmez kullanırsanız
  • Yağlı tohumlardan gerektiği kadar tüketirseniz,
  • Karaciğer, böbrek gibi organları öğünlerinize eklerseniz
  • Yoğurt ve Peynir Tüketiminiz düzenli olursa

B vitaminleri alırsınız.

Kilo Almada Yağ ve Yağ Asitlerinin Faydası

Kilo almak isteyenler için özel bir önem taşıyan bitkisel yağlar, E vitamini, lesitin ve doymamış yağ asitlerinin en iyi kaynağıdırlar. Bu yağ asitleri bağırsaktan kolaylıkla geçer ve bedenin yağ gereksemesini karşılar. F vitamini denen bu yağ asitlerini tam alamayan deney hayvanlarının, yüksek kalori alsalar da zayıf kaldıkları görülmektedir. Ayçiçeği, soya mısırözü yağları ve özellikle yarısı yağ olan ceviz fındık, fıstık, çekirdek, susam gibi doğal besinler, bu önemli yağ asitlerinin en iyi kaynağıdırlar.

Rafine edilmemiş bitkisel yağları, sadece mayonez ve salatada değil, az pişmiş sebzelerinizi pişirirken de kullanınız. Tavanıza çok az bitkisel yağ koyun, isterseniz biraz da sarımsak ekleyin ve “A ile B-2 vitamini, magnezyum ve demirden” zengin yeşil sebzeleri biraz kızartın. Çinlilerin yaptığı gibi tavayı sallayın, parlak yeşil renkleri kaybolmadan, bir dakika kızartmayla yetinerek, sıcak sıcak servis yapın. Sıvı yağlar, yerinde kullanılırsa, yemeklerinize değer ve lezzet katarlar.

Midenizi doldurmak şeklinde yanlış bir yol izlemeyiniz, sindiriminiz ve barsak çalışmanız düzelince, sinirleriniz gevşeyince, kilo alabilirsiniz. Kaymak, tereyağı, pasta ve çikolatayla midenizi doldurmanız zararlıdır. Çünkü bu besinler, yoğun tatlarıyla iştahı kapatırlar ve besleyici minerallerden yoksun, sağlık için faydasız ve zararlı besinlerdir. Beyaz un, beyaz şeker, margarinler gibi rafine edilmiş maddelerden hazırlanan besinleri yemekten sakının. En iyi şeker olarak bal ve pekmez kullanın.

Bu soy bir özel beslenmeyle sadece kilo almayacak, sağlıkta kazanacak, hiç ummadığınız ölçüde yorgunluktan kurtulma özgürlüğünün mutluluğunu yaşayacaksınız.

İdeal kilo formuna kavuşunca da, un, şeker ve yağlı besinleri daha az yiyerek kilonuzu koruyun. Kendinize özgü özel beslenmenizi, bir ömür boyu izleyin.

Hamilelikte Beslenme Nasıl Olmalı

Gıda zehirlenmesine neden olabilecek bakterilerden kaçınmak için evdeki yiyecekleri nasıl hazırladığınız ve sakladığınız konusunda dikkatli olmanız önemlidir. Hamilelikte beslenme için bu durum özellikle daha da önemlidir. Sadece bazı temel kurallara uymanız gıda zehirlenmesi riskinizi azaltmanıza yardımcı olabilir.

Ellerinizi ve cildinizi sık sık yıkamanız gerekir. Cildinizin sürekli yıkandığında doğal yağlarından arınarak kurumaması ve çatlamaması için özel yağlar veya yumuşatıcı kremler kullanabilirsiniz. Tabi ki hamilelikte bu tarz destekleyicilerin kullanılması için doktorunuzdan izin almanız gerekecek. Yiyeceklerinizde, doğal ve doktorunuzun tavsiye edeceği şekilde vitamin ve minerallerce zengin gıdalarla beslenmelisiniz.

Hamilelikte beslenme konusunda dikkat etmeniz gereken bir diğer konu da, hiçbir sebze ve meyve dalından koparıldığı anki kadar doğal ve taze olamaz. Buna dondurucuda saklananlar, içerisinde meyve parçacıkları olan doğal ürünler de dâhil. Dalından koparılan meyve ne kadar beklerse o kadar fazla öz suyunu kaybedecek ve bakterilere karşı daha fazla korumasız olacaktır.

Hamilelikte Beslenme ve Temizlik

Hamileyseniz temizlik konusunda iki kat daha hassas olmanız gerekir. Ev dışında herhangi bir yerde (merdiven korkulukları, otobüsler, dışarıdan alınan paketli gıdalar, para). Gibi başka insanların temas ettiği herhangi bir şeye dokunduğunuzda mutlaka ellerinizi ılık ve bol sabunlu su ile yıkayın.

Sebze ve meyveleri (su içerisinde bekletmeden) bol su ile yıkayın. Çiğ gıdalara (etler, sosis ve salamalar) dokunduktan sonra mutlaka ellerinizi temizleyin. Özellikle çiğ et gibi çiğ yiyecekler hazırlıyorsanız, doğrama tahtaları ve mutfak eşyalarını, yiyecek hazırlama öncesinde ve sonrasında mutlaka temizleyin. Tuvalete gittiğinizde, bebek bezi ile temas ettiğinizde (bu durum bebek bezi değiştireceğiniz zaman da geçerlidir), Hayvanlarla temas ettiğinizde (evcil hayvanlarda dahil) mutlaka ellerinizi yıkamalısınız.

Çapraz bulaşma

Hamilelikte beslenme ve gıda amaçlı kullanılan eşyalarında temizliği oldukça önemlidir. Çiğ gıdalar için ayrı doğrama tahtaları (özellikle et ve et ürünleri için) kullanmaya özen gösterin. Ya da farklı gıda türlerinin hazırlanması arasında tahtaları iyice yıkayın. Yemek hazırlamak için kullandıktan sonra bıçakları ve diğer eşyaları temizlemeyi de unutmayın.

Çiğ gıdaları (özellikle etleri) ve yemeye hazır yiyecekleri ayrı ayrı saklayın ve yıkamasına veya yıkamasına izin vermeden aynı yüzeye bırakılmasına izin vermeyin. Çiğ gıdalardaki bakteri, yemek pişirdiğinizde öldürebilir, ancak salatalar, meyveler veya ekmek gibi yiyeceklere aktarılırsa öldürülemez.

Çiğ etin üzerini kapattığınızdan emin olun veya sızdırmaz bir kapta saklayın ve buzdolabının alt rafında saklayın, böylece başka yiyeceklere dokunamaz veya damlayamaz.

Pişirmeden önce çiğ tavukları (veya hindi gibi diğer kümes hayvanları) yıkamayın, çünkü mutfak yüzeyleri üzerine zararlı bakterileri dağıtabilirsiniz.

Hamilelikte yiyecekleri Pişirmek

Hamilelikte beslenme için özellikle dikkat edilmesi gereken yiyecekler et ve et ürünleridir. İster haşlama olsun ister kızartma ya da ızgara; Etin iyice piştiğinden emin olmalısınız. Etin piştiğinden emin olabilmek için yüzeyine değil içine bakmanız gerekir. İçi hala çiğ olan etler pişirme sıcaklığını tam almamış ve hala bakterilerin mevcut olduğu anlamına gelir.

Özellikle etli yiyecekleri tekrar ısıtmayın tekrar ısıtılan et ürünlerinde bozulma oldukça hızlı olur ve bu da gıda zehirlenmesi riskini oldukça arttırır.

Sebzelerde pişirme işlemi normalde fazla olmaması gerekir. Sebzeler ne kadar fazla pişirilirlerse içerisindeki vitamin, mineral ve proteinler o kadar fazla yok olurlar. Fakat hamilelik sırasında hangi vitamin ve minerallere ihtiyacınız olduğunu ve sebzeleri nasıl tüketmeniz gerektiğini doktorunuzla görüşerek uygulamalısınız.

Yiyeceklerin saklanması

Buzdolabınızın sıcaklığını kontrol etmek için bir buzdolabı termometresi kullanın ve 0 ile 5 o C arasında olduğundan emin olun. Özellikle sebze ve meyveler buzdolabında ve aşırı soğuk ortamda muhafaza edildiklerinde öz sularını ve dolayısı ile içerisindeki besinleri çok çabuk kaybederler. Bir sebze ve meyvenin 0 ila 5 derecelik bir ortamda maksimum saklanma süresi 2 gün olmalıdır. Mümkünse sebze ve meyveleri dalından toplandıktan sonraki en kısa sürede tüketmeye özen gösteriniz.

Zararlı bakterilerin en çok ürediği ortamlar son kullanma tarihi geçmiş gıdalardır. Et ve et ürünleri, süt ve süt ürünleri, salatalar kesinlikle kısa süre içerisinde tüketilmelidirler.

Buzdolabında hiçbir gıda metal kaplar içerisinde saklanmamalıdır. Yiyeceklerdeki enzimler metal ile etkileşime girebilir ve bu da ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir.

Çiğ yiyecekleri veya donmuş olması gereken yiyecekleri, örneğin çözülmüş dondurulmuş tatlıları yeniden dondurmayın. Hamilelikte beslenme konusunda unutmamanız gereken bir diğer ayrıntı da, pişmemiş çiğ yiyecekler pişirilmeden önce buzdolabında 2 güne kadar saklanabilir. Daha fazla saklama daha fazla bozulmaya yol açacağı için sağlık açısından sorunlar yaratabilir.

Kabızlık Nedir? Nasıl Tedavi Edilir?

Kabızlık rahatsızlığında neyin etkili olduğunu bilmek, nasıl tedavi edileceğini öğrenmek için önemlidir. Yediğiniz gıdalar bağırsaklardan geçerken, vücudunuz suyu buradan emer ve geriye kalanlar dışkıya dönüşür. Kaslarınız, kolondan rektuma kadar dışkıyı taşır. Bu hareket yavaşladığında, kolonunuz çok fazla su çeker bu durumda kabızlığa neden olur.

Sorun genellikle düşük lifli veya yüksek yağlı diyet, egzersiz eksikliği ve yeterince sıvı içilmemesi nedeniyle olur. Bundan ziyade; Bazı ilaçlar, psikolojik dürtüler ve hamilelik döneminde de kabızlık oluşur.

Kabızlık Problemini Azaltmak İçin Lif Yardımcı Olur

Bağırsak alışkanlıklarınız yavaşlarsa, müshil satın almak için acele etmenize gerek yok. Çoğu insan hafif kabızlık için ilaçlara ihtiyaç duymaz. Bunun yerine, diyetinizde yeterince lif alıp almadığınızı kontrol etmeniz yeterli olabilir.

Lif, bitki besinlerinin vücudun parçalayamayacağı kısmıdır. Çok fazla lif içeren yiyecekleri yediğinizde dışkı yumuşak tutulur ve sindirimi hızlandırır.

Meyveler, sebzeler, kepekli tahıllar ve baklagiller de dâhil olmak üzere tüm bitkisel gıdalar lif içerir. Beslenme ve Diyetetik Akademisi, kadınlar için günde 25 gram ve erkekler için 38 gr. Lif2 ihtiyacımız olduğunu söylemektedir. Fakat bu oranlar 50 yaş ve sonrasında daha aza indirilmektedir. Bu durumda da kadınlar için yaklaşık lif miktarı 21 gram ve erkekler için 30 gramdır. Ne yazık ki, çoğumuz günde sadece 15 gram alabiliyoruz, bu durum neden bu kadar çok kişinin kabızlık geçirdiğini açıklamaya yardımcı olabilir sanırım.

Yüksek lifli gıda örnekleri şunlardır:

  • 1/2 bardak fasulye: 9.5 gram
  • 1 küçük armut: 4.4 gram
  • 1 orta boy elma: 3.3 gram
  • 1 orta boy tatlı patates: 4.8 gram

Sindirim Sağlığı için Diyet İpuçları

Basit değişiklikler diyetinizi geliştirebilir ve kabızlığı rahatlatabilir:

Öğünlerinize sebze ve meyve eklerseniz lif oranı hesaplamanıza gerek kalmaz. Pişirilmiş sebzeler ile sandviç yapın. Patates kızartması yerine haşlanmış patates salatası yiyin. Yağlı, kızarmış yiyecekler yerine meyve, sebze, yulaf ve tahıllardan oluşan bir salata kâsesi oluşturun. Bu şekilde hem sağlıklı beslenmiş olacaksınız hem de kabızlık probleminden de kurtulmuş olacaksınız.

Beyaz ekmeği, beyaz pirinci ve normal makarnaları tam tahıllı ekmek, kepekli makarna ve kahverengi pirinçle değiştirin. Daha fazla yulaf, çok tahıllı hububat ve kepekli krakerler atıştırın. Fakat bunların düşük yağlı ve düşük şekerli olduklarından emin olun. Cips yerine aperatif olarak patlamış mısır deneyin.

Haftada bir veya iki kez etli taze fasulye pişirin. Fasulyeleri pişirerek salatada da kullanabilirsiniz. Ana yemek olarak fasulye yemeği veya güveç deneyebilirsiniz.

Daha önce öğünlerinizde lifli gıdalara çokça yer vermediyseniz birden lif kaynaklı yiyeceklere yüklenmeyin. Vücudunuzun liflere alışması zaman alacaktır. Birden bire fazlaca lif kaynaklı yiyecekler tüketirseniz şişkinlik sorunu ile de karşılaşabilirsiniz. Sabırlı olun, çünkü vücudun kendini ayarlamak için zamana ihtiyacı olabilir.

Diyetinizde yeterince lif almakta güçlük çekiyorsanız, Bir lif takviyesi almaya ihtiyacınız var demektir. Bu takviyeler toplu oluşturan laksatifler olarak da adlandırılırlar ve genellikle güvenlidirler. Yine de herhangi bir takviye almadan önce mutlaka doktorunuzla görüşün.

Öğünlerinize takviyelerle daha fazla lif eklerseniz, daha fazla sıvı içmeyi de unutmayın. Düşük kalorili veya kalorisiz içecekler seçin – şekerli soda ve meyve içecekleri, ihtiyacınız olmayan ekstra kalorileri ekleyecektir.

Kabızlık İçin Egzersizin Önemi

Egzersiz sadece formunuzu korumakla kalmaz, sağlığınızı düzenlemenize ve yediklerinizin kolonunuzda daha hızlı hareket etmesine yardımcı olur. Egzersiz için her zaman aktif olamayabilirsiniz fakat aşağıdaki ipuçları sizin için faydalı olabilir:

Haftada 3 gün, yaklaşık 20 dakika egzersiz yapmaya başlayın ve haftanın beş veya daha fazla gününde en az 30 dakikaya kadar çıkarın. Her türlü fitness planına başlamadan önce daima doktorunuza danışın.

Bir anda yapamıyorsanız bile zamana yayarak yapmaya çalışın. Gün içinde 10 dakikalık 3 yürüyüş, 30 dakikalık antrenmana eşittir.

Kabızlık için Ne Zaman Doktorla Görüşmeliyim?

Çoğu zaman, diyetinizdeki ve egzersiz alışkanlıklarınızdaki sağlıklı değişiklikler sindirim sıkıntılarını düzeltir. Ancak bu ipuçlarını 3 hafta boyunca denediyseniz ve bir değişiklik fark etmediyseniz, doktorunuzla konuşun. Sisteminizi yeniden eğitmeye yardımcı olmak için birkaç gün boyunca müshil uygulamanızı önerebilir. Dışkıda kan görüyorsanız, göbek ağrınız varsa veya denemeden kilo verdiyseniz, doktorunuzu hemen aramalısınız.

CEVİZİN FAYDALARI

Günlük hayatımızda tükettiğimiz cevizi bilinçli olarak tükettiğimiz de her hastalığa faydalı olduğunu biliyor muydunuz? 20 ile 30 metre yüksekliğin de ki ağaçlarda mayıs ayında çiçeklenip haziran temmuz ayında kabuklanmaya başlar. En sık Karedeniz ve ege bölgesinde yetişmektedir. Cevizin içerdiği zengin vitamin ve mineraller beyin, kalp, kolesterol, unutkanlık, kanser gibi birçok hastalığın tedavisinde etkisi vardır. Cevizin 100 gramında 654 kcal kalori bulunmaktadır. Ceviz fosfor, demir, magnezyum çinko mineralleri, omega 3 yağ asidi açısından oldukça zengindir.

  • Kalp damar hastalıklarının en büyük dostudur.
  • Diyabet oluşumunu engeller
  • Belli bir yaşın üstünde olan unutkanlıklara iyi gelir.
  • Vücuttaki biriken toksinleri dışarı atar
  • Kemik, diş yapısının güçlenmesini sağlar
  • Akciğer hastalıklara karşı korunma mekanizması oluşturur.
  • Saç bakımı için kullanılır.
  • Cilt sağlığını korur
  • Yüksek miktarda içerdiği lif sayesinde tokluk hissi vererek zayıflamanıza yardımcı olur.
  • Ruh sağlığı bozukluğuna iyi gelir.
  • Depresyona iyi gelir
  • Hafızayı güçlendirir.
  • Kolesterol seviyesini dengede tutar
  • Vücuttaki gizli veya görülen tümörlerin gelişmesini yavaşlatır tedavi süreresine yardımcı olur.
  • Kanın pıhtılaşmasını önler
  • Böbreklere faydalıdır.
  • E vitaminini ve selenyum açısından oldukça zengindir.
  • Strese karşı rahatlama sağlamaktadır.
  • Fiziksel yorgunluğu engeller
  • Soğuk algınlığına iyi gelmektedir kış aylarında
  • Menopoz sırasında da büyük fayda sağlar
  • Uyku düzensizliğini engeller
  • Hamilelikte bebeğin gelişimini sağlar

CEVİZİN BESİN DEĞERİ

  • Yaklaşık 28 gamdır.
  • 185 kaloridir
  • Günlük demir ihtiyacının %15 ni karşılar
  • 4 gr karbonhidrat içerir
  • 1 gr şeker içerir
  • Günlük B16 vitamin ihtiyacının 58 karşılar

CEVİZ NASIL TÜKETİLMELİ?

Günde en fazla 3 4 tane yendiğinde faydaları görülmektedir. Çok tüketildiği zamanda ters etki yapmaktadır vücuttaki yağ miktarını alıyor. Vücutta kilo alma gibi sorunlar görülüyor. Beyin insan vücudunun en önemli organıdır ve beyinin de en iyi dostu ceviz olarak bilinir. Cevizin olduğu kadar dış kabuğunun da faydaları çoktur kabuğunu ılık suya atıp birkaç dakika bekledikten sonra süzüp suyunu içtiğiniz zaman vücudun ihtiyaç duyduğu enerjiyi sağlar. Hem de zayıflamanıza yardımcı olmaktadır strese karşı rahatlama sağlar günün yorgunluğunu üzerinizden atmanıza yardımcı olmaktadır.