Kitle İletişim

Kitle iletişim herhangi bir bilginin herhangi bir topluluğa tek yönlü olarak aktarılmasına verilen isimdir. Kitlesel iletişim birçok amaca hizmet eder. Eğitim konuları, bir konu hakkında haber verme, bir konu hakkında reklam veya propaganda yapma kitle iletişime örnek olarak verilebilir. Kitle iletişimin özellikle insan psikolojisi üzerindeki rolü yadsınamaz. Bunun yanı sıra en büyük özelliği ikna edici olmasıdır.

Kitle İletişim Yöntemleri

Kitlesel iletişim özellikle II. Dünya Savaşı’ndan itibaren psikoloji dalında kendine çok mühim bir yer edinmiştir. O dönemde kitle iletişim ikiye bölünmüş; Freud’cular ve Davranışçılar olarak iki toplum tarafından değerlendirilmelere maruz kalmıştır. Freud’cular kitle iletişimi kaynak ve alıcı yöntemine bağlayarak insan hayatının ilk döneminden itibaren süre gelen aile ilişkilerinin tekrarlanması olarak savunurken; Davranışçılar kitle iletişimin, iletişim sürecinin yalnızca ” Uyaran Ve Yanıt ” modeliyle açıklanabileceğini öne sürmüşlerdir. Bu ve bunun gibi düşünce biçimleri yıllardır süre gelmiştir. Farklı düşüncelerin oluşması kitle iletişimin günümüzdeki haline ulaşmasında büyük bir role sahiptir.

Kitlesel iletişim içerisinde rol oynayan beş temel etken vardır. Bunlar: “Kaynak, Mesaj, Kanal, Alıcı ve Hedeftir.”  Kaynak, mesajı gönderen kişiye verilen addır. Kaynak kısmı iletişimin başlamasındaki en önemli etkendir. Bu kısımdan sonra kaynağın bir mesaj sahibi olması gerekir. Mesaj, karşı tarafa iletilmek istenilen şeye verilen addır. Kaynak bir mesaj sahibi haline geldikten sonra ihtiyacı olan şey kanaldır. Kanal, mesajın iletildiği araçtır. Bunu günümüzdeki gibi radyo, televizyon, internet vb. medya araçları üzerinden örneklendirmek mümkündür. Kaynak mesajını ve kanalını belirledikten sonra bir alıcıya ihtiyaç duyar. Alıcı, kaynağın mesajının iletileceği kişi veya topluluğa denir. İletişimin son etkeni ise hedeftir. Hedef, mesaj alıcıya ulaştıktan sonra meydana gelmesi beklenen olaya verilen addır.

Kitle İletişim Özellikleri

Kitlesel iletişimi 5 temel etken üzerinden örneklendirmek gerekirse, buna hemen hemen herkesin evinde bulunan ve çok büyük bir kısmı reklamlardan oluşan televizyonu örnek vermek mümkündür. Televizyonda bir diş macunu şirketinin reklamını izlediğinizi varsayalım. Buradaki kaynak yani mesajı gönderen kişi aslında bu diş macunu şirketinin ta kendisidir. Mesaj kısmında tüketicilere diş macununun  özelliklerini ve neden özellikle bu diş macununu tercih etmeleri gerektiğini anlatırlar. Bu mesajı iletmek amacıyla da televizyonu bu noktada kanal, yani mesajın iletildiği araç olarak kullanırlar. Bu mesajda alıcı olarak tüketici kitlesi, yani seyirci hedef alınır. Son olarak bu diş macunu şirketinin yani kaynağın hedefi ise; reklam yoluyla ilettiği mesajın tüketiciye ulaşıp, bu mesajın onları kendi markalarını tercih etmek üzere etkilemesini sağlamaktır.

Nitekim tüketici televizyonda veya bu ürünün reklamını kendisinden önce görmüş ve denemiş birinin tavsiyesi ile bu ürünün uygun fiyatlı, faydalı veya güzel olduğunu kabul eder, reklamlar sayesinde bu düşünceyi benimser ve ihtiyacı olduğunda mutlaka satın almaya karar verir. Bu örnekte de açıkça görüldüğü üzere kitle iletişimin en önemli özelliği toplum üzerinde ikna edici olmasıdır.

Özetlemek gerekirse, kitle iletişim uzun yıllardır iletişimde çok önemli bir kavramdır. Asıl hedefi, çok sayıda insana aynı mesajı aynı zamanda ulaştırabilmektir. Kitlesel iletişim; kültür, sosyalleşme, siyasal kararlara varma vb. konular açısından ve özellikle günlük bilgi alma ihtiyacını karşılama açısından toplum üzerinde yadsınamaz bir role sahiptir.

Kariyer

Kariyer bilinen anlamıyla, kişinin çalışma hayatı boyunca seçtiği iş kolunda ilerlemesi, tecrübe ve beceri kazanması anlamına geliyor. Gündelik hayatta ise kendini geliştirmesi, meslek, iş hayatı, başarı, kişinin iş yaşamını sürdüğü sürece üstlendiği roller ve bu rollere bağlı deneyimleri kapsayan anlamlardır. Bu tanımlamadan hareketle kariyeri oluşturan olmazsa olmazı ise; Kariyerinizin  geliştirilmesidir.

Kariyer Geliştirme

Çalışan bireylerin iş hayatı boyunca hedeflerine ulaşabilmeleri için yürüttükleri uyum, yetkinlik, yeterlilik ve kendini geliştirme gibi bütün eylemler ve faaliyetlerdir. Kariyeri geliştirmenin 2 alt dalı mevcuttur. Bunlar; kariyeri planlama ve kariyer yönetmedir. Kariyerinizi planlama çalışma hayatında bireyin kendini nerede görmek istediği ve bunun için sahip olduğu bilgi, beceri, ilgi, değer yargıları ve kendisinde var olan güçlü ya da güçsüz yönleri göz önünde bulundurması, çalışma yapısı içinde veya dışında olanaklar belirlemesi, eylem planlarını hazırlaması ve bunları uygulamak için kullandığı süreçtir.

Kariyerinizin yönetimi ise İnsan kaynakları planları ile birlikte sistemin birleştirilmesi, olanakların bu  yollar ile belirlenmesi, kariyeriniz hakkında bilgilerin artırılması için açık iş duyurularının yapılması, çalışan bireylerin performanslarının değerlendirilmesi, astlara uygun danışmanlığın yapılması, iş deneyimlerinin artırılması ve eğitim programlarının düzenlemesini kapsayan faaliyetlerin bütünüdür. Kariyerinizin yönetiminin doğru biçimde uygulandığı organizasyonlarda çalışanın hangi pozisyonda bulunduğu, sahip olduğu başarılar, işlemlerin işleyiş sırasını ve istenilen performansı sağladıktan sonra bireyin hangi pozisyona gelmesi için hangi hazırlıkların yapılması ve hangi özelliklere sahip olması konusunda bilgi sahibi olurlar.

Kariyer yönetimi ile çalışan bireyin motivasyonu artırılarak, kendisinin işinde başarılı ve verimli olması sağlanır ve bu sayede çalışan bireyin çalıştığı birime ve dolayısıyla organizasyona bağlılığı artmış olur. İşte bu yüzden kariyer yönetiminin varlığı çalışan bireye faydası olduğu kadar organizasyon içinde önemli fayda sağlamış olur. Organizasyonlar kariyer geliştirme çalışmaları sayesinde çalışanlarının hangi bilgi ve becerilere sahip olduklarını öğrenirken diğer yandan bu becerilerini geliştirerek yine organizasyon içinde faydalı olmasını sağlar. Bu şekilde organizasyon ulaşmak istediği stratejik hedeflere daha etkili şekilde ulaşmış olur. Bu nedenlerden ötürü organizasyonlara, çalışanlarına iyi bir kariyeri sağlamada önemli görevler düşmektedir.

 

Kalkınma

En genel tabiri ile kalkınma, bir ülkeye ait olan ekonomik ve toplumsal yapının geliştirilmesi, gelişmiş olan çağdaş ülkelere yetişme durumuna verilmiş olan isimdir. İnsanların büyük bir kısmı için ilk önce gayri safi milli hasıla gibi birçok farklı ekonomik terim gelmekte. Lakin bu kavram oldukça geniş bir kavramdır ve her anlamda dikkatli bir şekilde irdelenmelidir.

Niceliksel olduğu kadar niteliksel özellikleri de içerisinde barındırmakta olan kavramda toplumsal değişim anlamlarını da içermektedir. Sosyal alandaki kullanımı da yine aynı başlık altında oldukça dikkatli bir şekilde incelenmesi gereken bir kavram olarak ön plana çıkmaktadır. Bu kavram, ülkedeki fakirliğin azaltılması ve işlendirmenin yaratılması adına gerekli olan çalışmaların yapılması olarak tanımlanmaktadır.

Ekonomik Kalkınma Nedir?

 İnsanların büyük bir kısmı ekonomik büyüme ile ekonomik kalkınma arasında fark olmadığını düşünürler. Ekonomik kalkınmayla, kurumsal ve toplumsal yapıda davranış ve tüketim kalıpları anlamında oluşmakta olan ilerleme ve dönüşüme verilmiş olan tanım anlatılmak istenir. Genel itibari ile ekonomik kalkınma oldukça pozitif anlamda kullanılmakta olan bir ifadedir. Çünkü sürdürülebilir politikaların sonrasında yaşam standartlarında yükselme anlamına gelir.

Böyle olunca belirli bir alanı ilgilendirmekte olan geçim faaliyetleri ile alakalı oluşan olumlu seyre ekonomik kalkınma adı verilmektedir. Ekonomik kalkınmayla toplumsal iyilik betimlenmektedir. Meydana gelmekte olan iyi oranlardaki ekonomik kalkınmayla beraber o ülkede yaşamakta olan insanların mutluluk oranlarında ciddi anlamda bir artış kendini göstermiş olacaktır.

 

Ekonomik Büyüme ve Ekonomik Kalkınma Arasındaki Fark Nedir?

 

Ekonomik büyüme, belirli bir dönemin içinde hizmet ve mal üretiminde ortaya çıkmakta olan artış şeklinde tanımlanabilmektedir. Ekonomik anlamdaki kalkınma toplumsal iyiliğin ifade edilmesini sağlayan bir tanım iken ekonomik büyüme ise piyasalardaki üretkenliğin betimlenmesini sağlayan bir kavramdır.

Çin ve Hindistan bu konudaki farkların incelenmesi adına oldukça etkili örnekler arasında kendine yer bulmaktadır. Bu iki ülke oldukça büyük ekonomilere sahip oldukları ile bilinmektedir. Ancak söz konusu ekonomik kalkınmanın olması gerektiği kadar ilerleme sağlamadıklarını görmek mümkündür. Dolayısıyla büyüme oranları çok iyi olan ülkelerde ekonomik kalkınmanın da iyi olacağı gibi bir durum söz konusu olmamaktadır.

Kadeş Savaşı

Kadeş Savaşı; tarihte bilinen ilk yazılı antlaşmayla sonuçlanan, Hititler ve Mısırlılar arasında Antik Kadeş kenti yakınında yaşanan savaştır.  Savaşın tam tarihi kesin olarak belirlenememekle birlikte; tarihçiler M.Ö 1274 tarihi üzerinde durmuştur. Uzun süren bu savaş sonucunda kesin bir kazanan belirlenememiştir, ancak iki devlet de kendilerini kazanan ilan etmişlerdir.

Kadeş Savaşı- Dönemin Şartları

Hitit Kralı Muvattali, Suriye üzerinde hakimiyet kurmak istemiştir. Mısır Kralı II.Ramses de Suriye sınırları içerisinde kalan Amurru ve Amka topraklarını Mısır egemenliği altına almak istemiştir. Ramses ve Muvattali’nin çıkarları Lübnan konusunda da çatışmıştır. Savaşı Hititlerin daha çok istediği kabul edilse de; Ramses, Suriye’yi fethederek Hititlerin Anadolu’daki hakimiyetini tamamen bitirmeyi hedeflemiştir.

Ramses, Suriye’yi almak adına harekete geçmiştir. Kadeş yakınlarında Hitit ordusu  tarafından  beklenmedik bir saldırıya uğrayan  II.Ramses’in Mısır ordusu geri çekilmek zorunda kalmıştır. Ancak Hitit ordusu, Mısır ordusunun peşinden gidip, yok etmek yerine; şehri yağmalamayı tercih etmiştir.

II.Ramses ise Mısır’a döndüğünde, tarihteki ilk propagandalardan birine imza atmıştır. Ramses, halkın bu başarısızlığı duymasını istemediği için gerçekleri çarpıtarak anlatmıştır. Ramses’in anlatımına göre; askerleri Ramses’i terk etmiştir, yalnız kalan  Ramses bir tanrı olan Amon’a dua etmiştir ve bu sayede Hititleri bozguna uğratmıştır.

Çoğu Mısırlı tarihçi de Kadeş Savaşı’nın anlatımında bu hikayeden yararlanmıştır. Kadeş Savaşı’nı Ramses’in bir zaferi olarak gören Mısırlı tarihçiler kaynaklarında, Hitit askerlerinin bile Ramses’i bir tanrı olarak kabul ettiklerinden bahsetmişlerdir.

Hitit kaynakları ise; savaşın bir galibi olmadığının, Hititlerin istediği ganimeti aldığının altını çizmiştir.

Hitit Ajanları

II.Ramses’in kaybedilen Suriye’yi geri almak niyetiyle askerleriyle Kadeş’e yürüdüğü bilinmektedir. Kaynaklar, Ramses komutasındaki Mısır ordusunun; Amon, Ra, Ptah ve Seth adları verilen bu dört bölükten oluştuğunu söylemektedir. Her bir bölükte 20.000 asker vardır ve 2.000 de savaş aracı bulunmaktadır. Hitit ordusu ise 17.000 asker ve 3.000 savaş aracıyla savaşa katılmıştır.

Dönemine göre oldukça büyük kabul edilen bu savaş, ajanlık sisteminin de kullanıldığı ilk savaş olmuştur. Hitit Kralı Muvattali, Mısır ordusunun içine ajanlar sokmuş ve Mısır ordusunun zaaflarını öğrenip, orduyu manipüle etmiştir. Ajanlık sistemine dair bir diğer anlatım ise; Muvattali’nin, Ramses’in mevzilendiği Kadeş Şehri’ne ajanlar gönderdiği yönündedir. Muvattali’nin kente gönderdiği ajanlar, Hitit ordusunun konumu hakkında yanlış bilgiler yaymış ve şehrin yakınlarında pusu kuran Hitit ordusunun başarı kazanmasını sağlamışlardır.

Kadeş Savaşı’nın Sonucu

Ramses komutasındaki Mısır ordusunun Kadeş yakınlarında pusuya düştüğünden ve Ramses’in geri çekildiğinden bahsetmiştik. Tanrı Amon’un yardımıyla olmasa da yardımcı Mısır kuvvetleri Ramses’in şehrine canlı dönmesini sağlamıştır. Oldukça kanlı geçen bu savaş sona erecek gibi görünmediği için taraflar yazılı bir barış antlaşmasına yönelmişlerdir. Öte yandan Ön Asya’da büyüyen Asur tehlikesi de, bu antlaşmanın imzalanmasında büyük rol oynamıştır.

Kadeş Antlaşması

Kadeş Savaşı’nın sonunda, Hitit ve Mısır uygarlıkları arasında M.Ö 1280 yılında yapılan Kadeş Antlaşması, bilinen ilk yazılı antlaşma olarak tarihi geçmiştir.Kil tablet üzerine kazınmış ve kazınması 4 gün sürmüştür. 3 kopyası mevcuttur ve kopyalardan biri Anadolu Medeniyetler Müzesi’nde bulunmaktadır.

Antlaşmanın metni Hititologlar tarafından çevrilmiştir. Antlaşmanın şartlarına göre; Kuzey Suriye’yi Hitiler alacaktır ve iki devlet de olası bir tehlikle karşısında birbirlerine destek olacaklardır. Deytaylandıracak olursak; iki devletten birinin başına bir tehlike ya da tehdit gelmesi halinde, diğer devlet ona yardım edecek ve savaşa birlikte girecektir.

Kadeş Savaşı’nın ve Kadeş Antlaşması’nın ardından, Hititler ve Mısırlılar arasında şartlar fazla değişmemiştir.Bu da nesnel tarihçilere göre; savaşın sonucunda kesin bir kazanan belirleyememekle birlikte; Kadeş Savaşı’nın bilinen pek çok “ilk”e sahip olduğu anlamına gelmektedir.