Etkileyici Kokusuyla Tarçın

Şifalı bitkilerin hepsi sağlığıma yararlı oldukları gibi kokuları ile de etkiliyorlar. Tarçın bu güzel kokulu bitkilerin başında geliyor. Çok faydalı bir bitki olan tarçın yemeklerde, içeceklerde ve birçok alanda baharat olarak kullanılmaktadır. Tarçın defnegiller familyasındandır. Tarçın ‘ cinnamom ağacı’  adı verilen ağaçların iç kabuğundan elde edilir. Diğer isimleri ‘ Dar-ı Çin, Daru-yi-Çin, Cinnamomum, Cinnamon, Cannelier’ olarak da bilinmektedir. İlk kullanım izleri Mısır’a dayanmaktadır ilk çağlardan bu yana kullanıldığı düşünülmektedir. Tarçın daha çok tropikal bölgelerde yetişmektedir. Ülkemizde ancak botanik bahçelerde yetiştirilebilir. Günümüzde yetiştirilen yerlerden bazıları Endonezya, Malezya, Madagaskar, Brezilya ve Jamaika’da kültür bitkisi olarak yetiştirilmektedir. Ayrıca tarçın fazla miktarda uçucu yağ içermektedir. Sinamil alkol, sinnamaldehit, terpen, weiterhin, müsilaj olmak üzere uçucu yağ açısından çok zengindir diyebiliriz. İçeriğinde A, C, D, B6, B12, Kalsiyum, Demir, Magnezyum gibi vitamin ve mineraller faydasını arttırmaktadır.

TARÇININ FAYDALARI

  • Her bitkide olduğu gibi tarçını doğru tükettiğiniz takdirde birçok hastalığı tedavi eder.
  • Yapılan araştırmalar da tarçının insülin direncini arttırdığı ve böylece kan şekerini arttırdığı görülmüştür. Bu nedenle diyabet hastalarının sık kullanması önerilir. Ancak ilaç kullanan diyabet hastalarını tarçının dozunu ayarlamak için doktorlarına danışması gerekir.
  • Tarçın mantar, maya enfeksiyonunu gidericidir. Tarçının bu mucize özelliğinin nedeni içeriğinde bulunan bol miktar da uçucu yağların olmasıdır. Aynı zamanda tarçın yağının enfeksiyon hastalıklarına iyi geldiği de bilinmektedir.
  • Tarçının çok şiddetli olabilecek bir mide ağrısını geçirebilecek etkisi vardır. Aynı zamanda tarçının kış aylarında bolca tüketilmesi nezle ve grip gibi hastalıkların oluşmasını engeller. Tüketmeye başlandığı zaman etkisini hemen gösterecektir.
  • İçilen bir fincan tarçın çayı bağırsaklarda oluşan şişkinlik ve gaz sorununu giderecektir. Bununla birlikle bağırsaklarda oluşan enfeksiyon oluşumunu giderir. Aynı zamanda yapılan araştırmalarda günlük içilen 1-2 fincan tarçının mide ülserine iyi geldiği biliniyor. Tabi ilaç kullanan ülser hastalarının doktorlarına danışarak kullanması gerekmektedir. 
  • Tarçının aynı zamanda kanser gibi çok yaygın bir hastalığa da faydası olduğu söylenmektedir. Tarçın  tümör, mide kanseri gibi bazı kanser türlerine karşı mücadele ettiği bilgisi oldukça umut vericidir. Vücut da şeker seviyesini düzenleyerek kanser hücrelerini karşı hafifletici etkileri vardır.
  • Tarçının zihinsel faydaları da oldukça etkileyicidir. Tarçının zihni açtığı ve bellek fonksiyonlarını düzenlediği ortaya koyulmuştur. Tam olarak ispatlanamasa da dayanıklılık ve konsantrasyon sağladığı görülmüştür.
  • Tarçın hazmı kolaylaştırır böylece zayıflamaya yardımcı olur. Aynı zamanda tarçının kan inceltici ve kan dolaşımını arttırıcı etkisi vardır. Tabi artan kan hızı yağ yakılmasını sağlar ve zayıflamaya yardımcı olur.
  • Tarçının kan inceltici etkisi kalp rahatsızlığı olan insanlar için kanın pıhtılaşmasını önler, kan inceltici ilaç kullanan insanların kesinlikle doktoruna danışması gerekir.
  • Tarçının diğer bir özelliği de ısınmaya yardımcı olmasıdır. İçeriğinde bulunan uçucu yağlar kasların rahatlamasına ve ağrıların hafiflemesine yardımcı olur. Yorgunluk ve ağrıyan kaslar için banyo suyunuzun içine 3-4 damla tarçın yağı damlatabilirsiniz.
  • Yapılan araştırmalarda tarçının şeker ve yağ yakması özelliği olduğu söylenmiştir. Bu aynı zamanda tarçının kolesterol düşürmeyi direk olarak sağlamaktadır.
  • Tarçının anti bakteriyel özelliği diş çürümesi ve diş eti rahatsızlıklarını tedavi ettiği görülmüştür.
  • Tarçını içeriğinde bulunan besinler sayesinde,  Alzheimer hastalığına neden olan genleri engellediği bilinmektedir. Tarçının bu hastalığa neden olan genleri yavaşlattığı gibi tahrip ettiği yerleri de onarmadığı bilinmektedir.
  • Aynı zamanda tarçın çağımızın sorunlarından sinir, stres ve depresyon gibi rahatsızlıklara iyi gelmektedir. Rahatlatan ve sakinleştiren bir etkiye sahiptir.
  • Yapılan bazı araştırmalar da tarçının HIV virüsüne karşı etkili bir savaş vermektedir. Virüslere karşı mükemmel bir savaşçıdır.
  • Tarçının önemli bir hastalık olan Parkinson’u engelleyici bir etkisi vardır. 

TARÇININ YAN ETKİLERİ

  • Birçok bitki gibi tarçının da fazla kullanımdan oluşabilecek yan etkileri vardır.
  • Hamile ve emziren bayanların kullanmaması gereken bir durum olmasa da doktorunuza danışmadan kullanmayınız.
  • Tarçın yağının belli bir dozdan fazla kullanması zehirleyebilir.
  • Ameliyat olacak hastaların kan şekerlerini etkileteceği için ameliyattan iki hafta önce kullanmayı bırakmaları gerekir.
  • Devamlı kullandığınız ilaçlarınız varsa doktorunuza danışmadan kullanmayınız.

Yaşlılıkta İlaç Kullanımı

Yaşlanmak, eskisinden daha fazla ilaçla tedavi edilmeniz gerektiği anlamına gelebilir. Aynı zamanda, yaşlanma vücudun ilaç tedavisini nasıl tepki vereceğini ve daha kolay yan etkilere neden olmasına neden olabilir. Bazı sakıncaları azaltabilecek ve tedavinin daha iyi çalışmasını sağlayabilecek bazı önemli hususlar vardır.

Yaşlandıkça vücutta birçok ilacın etkilerini etkileyebilecek değişiklikler meydana gelir. Vücudun uyuşturucuları çevirmesi yani uyuşturucuları emmesi, dağıtması, parçalaması ve güvence altına alması, güçleşir. İlk olarak, vücuttaki farklı organlar uyuşturucuya daha duyarlı hale gelir.

Böbrek fonksiyonu bozulur

Çoğu ilaç vücudu idrarla böbrekler yoluyla terk eder. İlaçların etkileri üzerinde en büyük etkiye sahip olan yaş değişikliği, böbreklerin işlev bozukluğudur. Değişim, 30-40’larda zaten başlıyor ve daha sonra yavaş yavaş ama sürekli olarak hayat sürüyor. 80 yaşındayken, böbreklerin orijinal yeteneklerinin yarısını kaybetmiş olması muhtemeldir.

Bu, böbrekler yoluyla salgılanan ilaçların daha yavaş salgılanması ve vücutta daha uzun kalması anlamına gelir. Doğrudan böbrekler yoluyla salgılanan ilaçlar için bu çok önemlidir. Bu tür ilaçların örnekleri, en güçlü analjezik morfine benzer ve enflamasyona karşı bir ilaç kardiyovasküler hastalık, bazı diüretikler karşı ilaçlar, antibiyotiklerin bazı türleri, diyabet için bazı ilaçlar.

Çoğu kez tedaviyi daha düşük bir dozla ayarlamak mümkündür. Ama bazen yan etkilerden kaçınmak için hiç ilaç alınmamalıdır.

Vücudun su miktarının azalması

Yaşla birlikte, vücuttaki su miktarı azalır, bu da yağ oranını artırır. Yağda çözünen ilaçlar, daha sonra vücudun daha büyük bir bölümüne yayılabilir. Bu onların vücutta kalmasına ve daha uzun bir süre çalışmasına izin verir. Bu bazen yağda çözünen bazı sakinleştirici ve hipnotikler almış bireylerin uykulu hissetmesine sebep olabilir.

Karaciğerin ilaçları parçalama yeteneğinin azalması

Vücudundan ayrılmadan önce bazı ilaçlar karaciğere aktarılır. Karaciğerin bazı ilaçları parçalama yeteneği yaşla birlikte azalır. Salgılanabilmeleri için önce kırılması gereken ilaçlar daha sonra vücutta kalabilirler. Bu, ilaçların daha uzun görünmesine, etkilerinin daha güçlü hale gelmesine ve yan etki riskinin artmasına neden olabilir.

Beyin ve sinir sistemi daha duyarlı hale gelir

Yaşlandıkça, beyin sinir sistemi üzerinde etkileri olan birçok ilaca daha duyarlı hale gelir. Bu, yorgunluk, baş dönmesi, kafa karışıklığı ve düşme riski gibi yan etkilerin riskini artırır. Bu tür ilaçların örnekleri, akıl hastalıkları, uyuyanlar ve analjezikler için farklı ilaçlardır.

Vücudun kan basıncını düzenleyebilme yeteneği bozulur

Yaşlandıkça vücudunuzun kan basıncını normal seviyede tutması etkilenir. Oturma ya da uzanma eylemlerini gerceklestirmeyen bireyde kan basıncını düzenleyen refleks daha düşüktür. Yatırdığınız zaman kan basıncını düzenleme yeteneği de bozulmaktadır.

Ek olarak, bazı kan basıncı düşürücü hormonların seviyeleri azalır ve bacaklardaki kan damarları streslerinin bir kısmını kaybeder. Bu değişiklikler sizi antihipertansif etkileri olan ilaçlara karşı daha duyarlı hale getirebilir.Örneğin baş dönmesi, kendini iyi hissetmeme gibi rahatsızlıklara neden olabilir.

Mide ve bağırsaklar etkilenir

Yaşlanma mide ve bağırsakları da etkiler. Gastrointestinal mukozanın asidik mide içeriğine karşı korunması, yaşlandıkça daha da kötüleşir. Bu, mukoza zarını tahriş edebilecek ilaçların, yaralara veya kanamaya neden olma riskini artırır. Bu, esas olarak NSAID’ler veya cox inhibitörleri olarak adlandırılan anti-enflamatuar ve antiinflamatuar ilaçlar için geçerlidir.

Kabızlık ile sık görülür. Kabızlık problemleriniz varsa, morfin veya morfin benzeri analjezikler gibi kabızlık etkisi olan ilaçlara karşı da daha duyarlısınız.

Yaşlılıkta Çok Sayıda İlaç Kullanımı

Daha önce birçok farklı ilacı kullanmanız için çeşitli nedenler vardır. Tedaviye ihtiyaç duyan çeşitli hastalık veya problemler yaygındır. Bazen diğerinin yan etkilerini hafifletmek için bir ilaca ihtiyaç vardır.

Birkaç doktor tarafından yazılmış ilaçlar alabilirsiniz. Bu, aynı aktif maddeyi veya uymayan ilaçları içeren birden fazla ilacın kullanımına yol açabilir. Bazen artık ihtiyacınız olmayan bir ilacı almaya devam edebilirsiniz. Bu nedenle, bir doktorla görüştüğünüzde, hangi ilacı kullandığınızı söylemek önemlidir.

Bu ilaçlar yaygındır:

  • Kardiyovasküler hastalık için ilaçlar.
  • Kan seyreltici ilaçlar.
  • Anksiyete ve uykusuzluk ve depresyon için ilaçlar.
  • Ağrı kesici ilaçlar.
  • Özellikle antidotlar ve laksatifler olmak üzere gastrointestinal bozukluklar için tıbbi ürünler.

İlaçlarınızı doğru kullanın

Doktor veya hemşire sizin için yeni bir ilaç yazdırırken soru sormaktan çekinmeyin. Öğrenmek için iyi olan birkaç şey var:

  • Neden ilacı almalısın ve vermesi gereken etki?
  • İlaç nasıl alınır?.
  • İlacı ne kadar süre kullanmalısınız?.
  • İlaç herhangi bir yan etkiye neden olabilir mi?
  • Özel bir şey varsa, ilacı kullanırken aklınızda bulundurmanız gerekir.
  • İlacı almayı unuttuysanız ya da aldığınızı hatırlamıyorsanız ne yapmalısınız?

 

Doktordan cevapları yazmasını isteyebilirsiniz.

Doktorunuza reçetesiz aldığınız diğer ilaçlar hakkında bilgi verebilir.

Doktorun talimatlarına uyun

İlaçların iyi çalışması için uygun şekilde kullanılması önemlidir. Doktorunuzun reçetesini almalısınız. İlacı nasıl alacağınız konusunda doktorunuz veya eczacınız tarafından verilen talimatları da izlemelisiniz. Örneğin, ilacı bir yemekle birlikte kullanıyor olabilirsiniz veya bazı tabletler bölünmemiş veya parçalanmamış olabilir.

 

 

Politik Pazarlama

Politik pazarlama dediğimizde aklımıza pek bir şey gelmiyor. Aslın da ülkemizde seçim olacağı zaman her an her yerde karşımızda olan bir süreçtir. Politik pazarlama partinin belirlediği amaç ve hedefler doğrultusunda modern pazarlama tekniklerinin kullanılmasıdır. Aynı zamanda bir adayın potansiyel seçmenlerine uygunluğunu, adayın en yüksek seviyedeki seçmen kitlesinin ve bu kitledeki her bir seçmenin tanımasını sağlamak, rakiplerle ve muhalefetle farkını yaratmak ve gerekli oy sayısını elde etmek için kullanılan tekniklerin tümü olarak tanımlanmaktadır.

Politik pazarlama asıl olarak bakıldığında partinin bir stratejiye bağlı kalarak oy arttırması, seçmen kazanmak için belirli vaatlerde bulunmasıdır. .Burada esas nokta politik partiyi firma olarak, tüketiciyi de seçmen olarak ele almaktır. Nasıl ki bir firmanın amacı karlılık, büyüme ve pazar lideri olmaksa politik partilerin amaçları da seçimleri kazanmak, seçmen kitlesini genişletmektir.

Politik Pazarlama Özellikleri

  • İlk politik pazarlamalara bakacak olursak 1950 de Demokratik Partinin reklam hazırlaması bir şekilde halkın demokrasi ihtiyacına çok iyi hitap etmiş, gelmiş geçmiş en iyi sloganlardan birini üretmiştir
  • Daha sonra politik pazarlama da modernleşme 1977 yılında Adalet Partisi ile başlamıştır.
  • Adalet partisi bir reklam ajansı ile anlaşmış ve tüm pazarlama faaliyetlerini bu ajansla sürdürmüştür.
  • Özellikle 80’li yıllardan sonra politik pazarlama seçim dönemlerinde partilerce kullanılmaktadır.
  • Tüm seçmenler aynı gün içerisinde oy kullanırlar. Marka tercihlerinin (siyasi parti ismi veya lideri) ölçümüne ilişkin yöntemler ve düşünce sistemleri ürün ve hizmet pazarlamasına benzemektedir. Ancak satın alma kararı itibariyle ürün ve hizmet pazarlamasından ayrılmaktadır.
  • Siyasi parti tercihinde doğrudan veya dolaylı olarak bir fiyat söz konusu değildir. Ancak uzun dönemli olarak, bireyin siyasi parti tercihi dışında bir başka siyasi partinin iktidara gelmesi veya oy verdiği partiye ilişkin bir pişmanlık oluşması dolaylı bir maliyetin doğmasına neden olacaktır.
  • Siyasi parti tercihinde bulunan seçmen, iktidar olan bir partiye oy vermemesine rağmen kolektif bir anlayış̧ içerisinde iktidar partisinin yönetiminde yasamı paylaşmak durumundadır.

 

  • Siyasi partiler ve adaylar, seçmen açısından politik bir ambalajı olan, karmaşık ve gerçek olmayan bir ürün şeklindedirler. Seçmenler, siyasi partinin mesajını ve ambalajlanmış̧ kavramını yargılamak ve bunun doğrultusunda karar vermek durumundadırlar.
  • Karmaşık ürün veya hizmet tercihinde tüketiciler hata yaptıklarını anladıklarında kararlarını kısa sürede değiştirme imkânına sahiptir. Fakat seçmenler hatalarını veya pişmanlıklarını bir sonraki seçimlerde telafi etme durumundadırlar.
  • Sadece seçim döneminde değil, her zaman seçmen önüne çıkılması gerekliliği gerçeği vardır.
  • Hedef kitlenin sadakati sağlanmaya çalışılır. Siyaset piyasasında da yoğun rekabet ortamında en fazla kazanç (oy) ve pazar payı (seçmen kitlesi) sağlanmaya çalışılır.
  • Pazarlamanın kullandığı iletişim kanalları aynen kullanılır. Pazarlama stratejileri gibi oy stratejileri geliştirilir.
  • Pazar araştırmasıve analizleri yapılır. Tıpkı tüketici davranışları gibi seçmen davranışlarının bilinmesi ve yönlendirile bilirliği hayati öneme sahiptir.
  • Adayların, parti programlarının tüketici (seçmen) zihninde konumlandırılması gerekmektedir. Pazarlamadaki lider ve takipçi firmaların uyguladığı stratejiler gibi değişik rekabet stratejileri geliştirilir.

Pazarlama karması açısından bakıldığında ise:

Ürün: Adaylar ve parti programı

Fiyat: Seçim sonucunu etkileyecek gerçek bir fiyattan söz edilemez. Fiyat taahhüt edilen hizmet sonucunda seçim zamanı adaya verilen oy, üye aidatları, partiye yapılan hizmetler olarak ele alınabilir.

Dağıtım: Adayı seçmenle buluşturma işidir. Bir miting organizasyonunun yapılması (sadece organizasyon işi miting bütün olarak tutundurma sayılır) dağıtımdır.

Tutundurma: Hedef seçmen kitlesini siyasal ürünü alması için ikna etmek ve ürünün değeri hakkında farkındalık oluşturmak için kurulacak iletişim kanallarının tümüdür.

Milletvekili Seçimleri

Dört yılda bir kere yapılan milletvekili seçimleri Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 77. maddesine göre yapılır. Ülkemizde genel seçimler 2007 yılına kadar beş yılda bir yapılmaktaydı. Ancak 2007 yılında yapılan referandum sonrası genel seçimlerin dört yılda bir yapılmasına karar verildi. Tüm ülkede aynı günde yapılan seçim; genel, eşit ve gizli oy sistemiyle yapılır. Seçmenler oylarını kendi özgür iradeleriyle verme hakkına sahiptir.

Milletvekili Kimdir?

Mebus veya parlamenter olarak da bilinen kavram,  bir parlamento içerisinde oy veren kişileri temsil edenlere verilen addır. Milletvekilleri bir partiye bağlı olabileceği gibi, görevlerini bağımsız da sürdürebilirler. Türkiye’de milletvekili olmak için gereken bir takım özellikler vardır. Bunlar; kişinin 25 yaşını doldurmuş olması, ilkokul mezunu olması ve askerlik ilişkisinin olmaması, istenen özelliklerdir. Eğer kişi milletvekili olmak istiyorsa, bu özellikler ile uyumlu olmak zorundadır. Günümüzde milletvekillerinin görevini icra ettiği yer olarak bilinen TBMM’de 550 adet milletvekili bulunduğu bilinmektedir.

Seçim Sistemi Ve Usulü

Milletvekili seçimi için partiler kendi aralarında barajı geçme mücadelesi verirler. Bu partilerden barajı geçenlerin ve  bir partiden bağımsız olarak aday olanların oylarının toplamının milletvekili sayısına bölünmesiyle oylama netlik kazanır. Bu işlemden sonra seçime katılan partilerin oy oranları sırasıyla 1, 2, 3, 4 ve 5’e bölünür. Elde edilen sonuçlar parti gözetmemek kaydıyla sıraya dizilir. Bu sıralamanın en üst sırasından başlanarak vekiller belirlenir. Milletvekilleri görevlerini doğru bir şekilde icra ettikleri taktirde, anayasada tekrar milletvekili seçilmeleri için bir engel bulunmamaktadır. Fakat bazı partilere bağlı  milletvekillerinin kendi partilerinin koyduğu kurallar çerçevesinde tekrar milletvekili seçilip seçilmeyecekleri önceden belirlenir.

Milletvekilinin Görevleri Nelerdir?

Anayasa içerisinde milletvekillerinin görevleri adlı bir kısım yoktur. Ancak TBMM’nin görev ve yetkileri bölümünde bu konu detaylarla ele alınmış ve belirlenmiştir. Bir milletvekili kanunlara belli açılardan müdahale edebilir. Yeni bir kanun çıkarma, var olan bir kanunu değiştirme veya ortadan kaldırma yetkisine sahiptir. Anayasada belirlenmiş birtakım yetkileri kullanabilir ve bu görevleri yerine getirmek zorundadır. Milletlerarası yapılan bazı antlaşmaları onaylama hakkına sahiptir. Savaş ilanına ve para basılmasına karar verebilir. Bakanlar kuruluna kararname çıkarma konusunda yetki verebilir ve TBMM üyelerinin beşte üçlük çoğunluğunun karar vermesi sonrasında af ilanına karar verebilir.

Milletvekilleri Dokunulmaz Mıdır?

Milletvekilleri seçmenler tarafından seçildikten ve milletvekilliği onaylandıktan sonra dokunulmaz olur. Bu dokunulmazlık hakkına yasama dokunulmazlığı denir. Milletvekilleri bu hakka sahip olduktan sonra hiçbir baskı altında kalmadan rahatça görevlerini icra edebilirler.

Bu dokunulmazlık hakkı daimi ve geçici hak olarak ikiye ayrılır. Daimi hakka sahip olan milletvekilleri mecliste bulundukları sırada kullandıkları oylardan ve söyledikleri sözlerden sorumlu tutulmazlar. Bu dokunulmazlık hakkı milletvekillikleri sonra erdiğinde de devam etmektedir. Fakat geçici hakka sahip olan milletvekillerinin görevleri sona erdiğinde dokunulmaz hakları da sona erer.

Kriz Yönetimi

Kriz, bir anlamda aniden ortaya çıkan, doğal çalışma yaşamını altüst eden bir an önce çözümlenmesi gereken sorun olarak karşımıza çıkar. Kriz gerçekte istenilen bir durum değildir. İşletmelerde kriz tehdit, tehlikeli koşullar içerisinde yönetimin tepkisiz ve zayıf kalması ile ortaya çıkar.Ortaya çıkan kriz, durumun başarıyla yönetilmesi işletme için çok önemlidir. İşletmelerde kriz yönetimi, işletmenin oluşumuna, pay sahiplerine ve topluma zarar verecek söz konusu olayla mücadele etme sürecidir.

Kriz Yönetimi Nasıl Yapılır

Çevredeki belirsizlik ani değişimler, işletmenin üst kadrodaki yöneticilerinin beklenmedik tehlike ya da fırsatlarla karşı karşıya gelmesi durumunda yönetimin kendi varlığını devam ettirebilmesi ya da başarılı olması tamamen, karşılaşılan tehlike ya da durum karşısında kendi yapısını koruması veya fırsatları değerlendirmesine bağlıdır.Bu olumlu değerlerle yönetim, krizi yapılanma içinde faydalı hale getirebilir. Yani kriz yönetiminde uygun olan krizi başarıyla yönetmek ve sonuçları kesinlikle olumlu yönde değiştirmek olduğu unutulmamalıdır.

Kriz olduğu şiddetiyle ortaya çıkmadan önce erken uyarı sinyalleri gönderir. Krize ait sinyaller, gelmekte olan krizin varlığı ve şiddeti hakkında bilgiler içerir, bu yüzden yöneticiler bu sinyalleri son derece doğru okumalı ve anlamalıdır. Kriz sinyallerini yakalayabilmek için, oluşum içinde sinyalleri algılayabilen çeşitli erken uyarı sistemlerinin oluşturulması ve işletilmesi gerekmektedir.

Karşılaşılan kriz karşısında etkilenecek tüm kişi ya da kuruluşlar, krizle ilgili açık, anlaşılır, hızlı bilgi almak ve olağan duruma dönmek için neler yapabileceklerinin detaylarını öğrenmek isterler. Kişiler stres altında olabilecekleri için doğru, net ve kendilerine hâkim olmak yerine mantıklı olmayan ve beklenmedik tepkiler verebilirler.

Karşılaşılan durum ne olursa olsun söz konusu işletme çalışanları özellikle krize maruz kalan yönetim, kriz dönemi ve sonrasında krizi yöneten ekibin dürüst ve sorumluluk sahibi olarak duyarlı bir şekilde durumu açıklamalarını bekler. Çünkü bilgi eksikliği, kişiyi en kötü senaryoları düşünmeye iter. Sonuç olarak vardığımız nokta, basit bir kriz bile olsa doğru şekilde yönetilmemesi durumunda, işletmeyi büyük bir zarara uğratabilir. Bu yüzden kriz yönetimini bilen bir işletme, karşılaştığı bir krizden büyük avantajlar sağlayarak kar elde edebilir.

 

 

Konuşma Terapisi

Kişilerin yaşam kalitesini arttırabilmek amacıyla uygulanan müdahale biçimine dil ve konuşma terapisi denilmektedir. Konuşma terapisi hem çocuklara hem de yetişkinlere uygulanabilir. Bu terapi yöntemi kişilerin günlük hayatlarındaki uyum becerilerini ve iletişimsel etkililiğini arttırmaktadır. Ciddi anlamda sıkıntı yaşayan kişilere dil ve konuşma müdahalesi gereklidir. Kişilerin konuşmalarında fark ettikleri belirtileri ertelememesi, kendi haline bırakmaması, erken müdahale şansını kaçırmaması gerekir.

Dil ve Konuşma Terapisti

Dil ve konuşma terapisti (DKT): dil ve konuşma güçlüklerini ortadan kaldırmak için alanında eğitim almış uzmanlara dil ve konuşma terapisti denilir. DKT kişilerin ses ve konuşma bozukluklarını önlemek için çalışmalar yapmaktadır. Dil ve konuşma terapistlerinin görevleri;

  • Çocuk ve yetişkinlerde ortaya çıkan dil ve konuşma bozukluklarını değerlendirerek uygun tedavi yöntemi uygulamaktadır.
  • Yutma beslenme ve iletişim konularında güçlük yaşayanlara yardım ederek gerekli müdahalede bulunurlar.
  • Dil ve konuşma terapistleri öğretmenler, doktorlar ve sağlık çalışanları ile birlikte bir müdahale programı oluşturur ve bunu uygularlar.

Dil ve Konuşma Terapistlerinden Kimler Fayda Görür

  • Öğrenme güçlüğü ya da işitme kaybı gibi nedenlerden dolayı konuşma güçlüğü çeken kişiler
  • Kekemelik, hızlı ve bozuk konuşması olan kişiler
  • Kulak burun boğaz doktoru tarafından konulmuş nodül, polip gibi ses bozuklukları olan kişiler
  • Fonolojik ya da artikülasyon bozukluğu olan kişiler
  • Dl bozukluğu olan ya da dil gecikmesi olan kişiler
  • Down sendromu, yarık damak dudak, serebralpalsi gibi konuşmayı etkileyecek herhangi bir sendrom yaşayan kişiler
  • Otizm gibi yaygın gelişimsel bozukluk yaşayan kişiler
  • Beyin damar olaylarına bağlı afazi, apraksi, disatri olan kişiler

Dil ve Konuşma Terapisi Nasıl Yapılır?

Dil müdahale faaliyetleri: Dil ve konuşma terapisti, çocuklarla dil gelişimini teşvik etmek amaçlı oyun, kitap, resim, konuşma gibi yollarla iletişime geçerler. Terapistler tekrarlama egzersizleri kullanarak doğru telaffuzu modelleyebilirler.

Artikülasyon terapisi: artikülasyon, dudak, çene, diş ve damağın uyumlu bir halde kullanılarak düşüncelerin karşı tarafa aktarılmasıdır. Terapistler hece ve ses üretiminde egzersizler yaparak doğru modeli yaparlar. Çocukları teşvik etmek için uyguladıkları oyunun seviyesi, çocuğun yaşına ve ihtiyaçlarına yöneliktir. Çocuklar 3 yaşından sonra bazı harfleri hatalı bir şekilde kullanıyorlarsa artikülasyon bozukluğu yaşıyor olabilirler. Artikülasyon bozukluğu olan kişiler “r” harfi yerine “y” harfini, “k” harfi yerine “p” harfini kullanırlar.

Kekemelik: kekeme olan kişiler konuşma akıcılığında sıkıntı çekerler. Çocukluk döneminde başlayan kekemelik tedavi edilmediği sürece bir hayat boyu sürebilir. Bu bozukluk ses üretimindeki aksaklıklar ile karakterize edilir. Kekemelik bazen kişiye zor  gelen durumlarda ortaya çıkmaktadır. Konuşma bozuklukları kişinin eğitim, kariyer ve sosyal hayatını olumsuz etkileyebilir. Bu sebeple tedavi edilmesi gerekir.

Oral motor/ beslenme ve yutma terapisi: dil ve konuşma terapistleri ağız kaslarını güçlendirmek için yüz masajı, dil, dudak çene egzersizleri gibi aktiviteler yaparak tedaviye yardımcı olmaktadır. Ayrıca çocuğun yutma farkındalığını yükseltmek için de farklı yiyecek dokuları ve ısılarını kullanırlar.

Dil Bozukluğu:  çocukların ses üretebilme, cümle kurma ve kelime sorunları nedeni ile iletişim kurmada güçlük çekme durumudur. Dil bozukluğu olan çocuklar yaşıtlarına oranla daha az sayıda cümle kurarlar. Sesleri yanlış kullandıkları için sesleri birleştirerek kelime oluşturamazlar ya da kurdukları cümleler hatalıdır. Bu sorunlarda dil ve konuşma terapisiile düzeltilebilen sorunlardır.

Ses Bozukluğu: kişide ses kalitesi, ses perdesi ya da ses şiddeti durumlarında bozulma olmasıdır. Ses bozukluğu belirtilerinde sesin gırtlaktan çıkması ya da ses soğuk algınlığı almış gibi çıkmasıdır. Konuşma esnasında ses tonunda frekans ve şiddet değişiklikleri gözlenebilir.

Kitle İletişim

Kitle iletişim herhangi bir bilginin herhangi bir topluluğa tek yönlü olarak aktarılmasına verilen isimdir. Kitlesel iletişim birçok amaca hizmet eder. Eğitim konuları, bir konu hakkında haber verme, bir konu hakkında reklam veya propaganda yapma kitle iletişime örnek olarak verilebilir. Kitle iletişimin özellikle insan psikolojisi üzerindeki rolü yadsınamaz. Bunun yanı sıra en büyük özelliği ikna edici olmasıdır.

Kitle İletişim Yöntemleri

Kitlesel iletişim özellikle II. Dünya Savaşı’ndan itibaren psikoloji dalında kendine çok mühim bir yer edinmiştir. O dönemde kitle iletişim ikiye bölünmüş; Freud’cular ve Davranışçılar olarak iki toplum tarafından değerlendirilmelere maruz kalmıştır. Freud’cular kitle iletişimi kaynak ve alıcı yöntemine bağlayarak insan hayatının ilk döneminden itibaren süre gelen aile ilişkilerinin tekrarlanması olarak savunurken; Davranışçılar kitle iletişimin, iletişim sürecinin yalnızca ” Uyaran Ve Yanıt ” modeliyle açıklanabileceğini öne sürmüşlerdir. Bu ve bunun gibi düşünce biçimleri yıllardır süre gelmiştir. Farklı düşüncelerin oluşması kitle iletişimin günümüzdeki haline ulaşmasında büyük bir role sahiptir.

Kitlesel iletişim içerisinde rol oynayan beş temel etken vardır. Bunlar: “Kaynak, Mesaj, Kanal, Alıcı ve Hedeftir.”  Kaynak, mesajı gönderen kişiye verilen addır. Kaynak kısmı iletişimin başlamasındaki en önemli etkendir. Bu kısımdan sonra kaynağın bir mesaj sahibi olması gerekir. Mesaj, karşı tarafa iletilmek istenilen şeye verilen addır. Kaynak bir mesaj sahibi haline geldikten sonra ihtiyacı olan şey kanaldır. Kanal, mesajın iletildiği araçtır. Bunu günümüzdeki gibi radyo, televizyon, internet vb. medya araçları üzerinden örneklendirmek mümkündür. Kaynak mesajını ve kanalını belirledikten sonra bir alıcıya ihtiyaç duyar. Alıcı, kaynağın mesajının iletileceği kişi veya topluluğa denir. İletişimin son etkeni ise hedeftir. Hedef, mesaj alıcıya ulaştıktan sonra meydana gelmesi beklenen olaya verilen addır.

Kitle İletişim Özellikleri

Kitlesel iletişimi 5 temel etken üzerinden örneklendirmek gerekirse, buna hemen hemen herkesin evinde bulunan ve çok büyük bir kısmı reklamlardan oluşan televizyonu örnek vermek mümkündür. Televizyonda bir diş macunu şirketinin reklamını izlediğinizi varsayalım. Buradaki kaynak yani mesajı gönderen kişi aslında bu diş macunu şirketinin ta kendisidir. Mesaj kısmında tüketicilere diş macununun  özelliklerini ve neden özellikle bu diş macununu tercih etmeleri gerektiğini anlatırlar. Bu mesajı iletmek amacıyla da televizyonu bu noktada kanal, yani mesajın iletildiği araç olarak kullanırlar. Bu mesajda alıcı olarak tüketici kitlesi, yani seyirci hedef alınır. Son olarak bu diş macunu şirketinin yani kaynağın hedefi ise; reklam yoluyla ilettiği mesajın tüketiciye ulaşıp, bu mesajın onları kendi markalarını tercih etmek üzere etkilemesini sağlamaktır.

Nitekim tüketici televizyonda veya bu ürünün reklamını kendisinden önce görmüş ve denemiş birinin tavsiyesi ile bu ürünün uygun fiyatlı, faydalı veya güzel olduğunu kabul eder, reklamlar sayesinde bu düşünceyi benimser ve ihtiyacı olduğunda mutlaka satın almaya karar verir. Bu örnekte de açıkça görüldüğü üzere kitle iletişimin en önemli özelliği toplum üzerinde ikna edici olmasıdır.

Özetlemek gerekirse, kitle iletişim uzun yıllardır iletişimde çok önemli bir kavramdır. Asıl hedefi, çok sayıda insana aynı mesajı aynı zamanda ulaştırabilmektir. Kitlesel iletişim; kültür, sosyalleşme, siyasal kararlara varma vb. konular açısından ve özellikle günlük bilgi alma ihtiyacını karşılama açısından toplum üzerinde yadsınamaz bir role sahiptir.

Kariyer

Kariyer bilinen anlamıyla, kişinin çalışma hayatı boyunca seçtiği iş kolunda ilerlemesi, tecrübe ve beceri kazanması anlamına geliyor. Gündelik hayatta ise kendini geliştirmesi, meslek, iş hayatı, başarı, kişinin iş yaşamını sürdüğü sürece üstlendiği roller ve bu rollere bağlı deneyimleri kapsayan anlamlardır. Bu tanımlamadan hareketle kariyeri oluşturan olmazsa olmazı ise; Kariyerinizin  geliştirilmesidir.

Kariyer Geliştirme

Çalışan bireylerin iş hayatı boyunca hedeflerine ulaşabilmeleri için yürüttükleri uyum, yetkinlik, yeterlilik ve kendini geliştirme gibi bütün eylemler ve faaliyetlerdir. Kariyeri geliştirmenin 2 alt dalı mevcuttur. Bunlar; kariyeri planlama ve kariyer yönetmedir. Kariyerinizi planlama çalışma hayatında bireyin kendini nerede görmek istediği ve bunun için sahip olduğu bilgi, beceri, ilgi, değer yargıları ve kendisinde var olan güçlü ya da güçsüz yönleri göz önünde bulundurması, çalışma yapısı içinde veya dışında olanaklar belirlemesi, eylem planlarını hazırlaması ve bunları uygulamak için kullandığı süreçtir.

Kariyerinizin yönetimi ise İnsan kaynakları planları ile birlikte sistemin birleştirilmesi, olanakların bu  yollar ile belirlenmesi, kariyeriniz hakkında bilgilerin artırılması için açık iş duyurularının yapılması, çalışan bireylerin performanslarının değerlendirilmesi, astlara uygun danışmanlığın yapılması, iş deneyimlerinin artırılması ve eğitim programlarının düzenlemesini kapsayan faaliyetlerin bütünüdür. Kariyerinizin yönetiminin doğru biçimde uygulandığı organizasyonlarda çalışanın hangi pozisyonda bulunduğu, sahip olduğu başarılar, işlemlerin işleyiş sırasını ve istenilen performansı sağladıktan sonra bireyin hangi pozisyona gelmesi için hangi hazırlıkların yapılması ve hangi özelliklere sahip olması konusunda bilgi sahibi olurlar.

Kariyer yönetimi ile çalışan bireyin motivasyonu artırılarak, kendisinin işinde başarılı ve verimli olması sağlanır ve bu sayede çalışan bireyin çalıştığı birime ve dolayısıyla organizasyona bağlılığı artmış olur. İşte bu yüzden kariyer yönetiminin varlığı çalışan bireye faydası olduğu kadar organizasyon içinde önemli fayda sağlamış olur. Organizasyonlar kariyer geliştirme çalışmaları sayesinde çalışanlarının hangi bilgi ve becerilere sahip olduklarını öğrenirken diğer yandan bu becerilerini geliştirerek yine organizasyon içinde faydalı olmasını sağlar. Bu şekilde organizasyon ulaşmak istediği stratejik hedeflere daha etkili şekilde ulaşmış olur. Bu nedenlerden ötürü organizasyonlara, çalışanlarına iyi bir kariyeri sağlamada önemli görevler düşmektedir.

 

Kalkınma

En genel tabiri ile kalkınma, bir ülkeye ait olan ekonomik ve toplumsal yapının geliştirilmesi, gelişmiş olan çağdaş ülkelere yetişme durumuna verilmiş olan isimdir. İnsanların büyük bir kısmı için ilk önce gayri safi milli hasıla gibi birçok farklı ekonomik terim gelmekte. Lakin bu kavram oldukça geniş bir kavramdır ve her anlamda dikkatli bir şekilde irdelenmelidir.

Niceliksel olduğu kadar niteliksel özellikleri de içerisinde barındırmakta olan kavramda toplumsal değişim anlamlarını da içermektedir. Sosyal alandaki kullanımı da yine aynı başlık altında oldukça dikkatli bir şekilde incelenmesi gereken bir kavram olarak ön plana çıkmaktadır. Bu kavram, ülkedeki fakirliğin azaltılması ve işlendirmenin yaratılması adına gerekli olan çalışmaların yapılması olarak tanımlanmaktadır.

Ekonomik Kalkınma Nedir?

 İnsanların büyük bir kısmı ekonomik büyüme ile ekonomik kalkınma arasında fark olmadığını düşünürler. Ekonomik kalkınmayla, kurumsal ve toplumsal yapıda davranış ve tüketim kalıpları anlamında oluşmakta olan ilerleme ve dönüşüme verilmiş olan tanım anlatılmak istenir. Genel itibari ile ekonomik kalkınma oldukça pozitif anlamda kullanılmakta olan bir ifadedir. Çünkü sürdürülebilir politikaların sonrasında yaşam standartlarında yükselme anlamına gelir.

Böyle olunca belirli bir alanı ilgilendirmekte olan geçim faaliyetleri ile alakalı oluşan olumlu seyre ekonomik kalkınma adı verilmektedir. Ekonomik kalkınmayla toplumsal iyilik betimlenmektedir. Meydana gelmekte olan iyi oranlardaki ekonomik kalkınmayla beraber o ülkede yaşamakta olan insanların mutluluk oranlarında ciddi anlamda bir artış kendini göstermiş olacaktır.

 

Ekonomik Büyüme ve Ekonomik Kalkınma Arasındaki Fark Nedir?

 

Ekonomik büyüme, belirli bir dönemin içinde hizmet ve mal üretiminde ortaya çıkmakta olan artış şeklinde tanımlanabilmektedir. Ekonomik anlamdaki kalkınma toplumsal iyiliğin ifade edilmesini sağlayan bir tanım iken ekonomik büyüme ise piyasalardaki üretkenliğin betimlenmesini sağlayan bir kavramdır.

Çin ve Hindistan bu konudaki farkların incelenmesi adına oldukça etkili örnekler arasında kendine yer bulmaktadır. Bu iki ülke oldukça büyük ekonomilere sahip oldukları ile bilinmektedir. Ancak söz konusu ekonomik kalkınmanın olması gerektiği kadar ilerleme sağlamadıklarını görmek mümkündür. Dolayısıyla büyüme oranları çok iyi olan ülkelerde ekonomik kalkınmanın da iyi olacağı gibi bir durum söz konusu olmamaktadır.

Kadeş Savaşı

Kadeş Savaşı; tarihte bilinen ilk yazılı antlaşmayla sonuçlanan, Hititler ve Mısırlılar arasında Antik Kadeş kenti yakınında yaşanan savaştır.  Savaşın tam tarihi kesin olarak belirlenememekle birlikte; tarihçiler M.Ö 1274 tarihi üzerinde durmuştur. Uzun süren bu savaş sonucunda kesin bir kazanan belirlenememiştir, ancak iki devlet de kendilerini kazanan ilan etmişlerdir.

Kadeş Savaşı- Dönemin Şartları

Hitit Kralı Muvattali, Suriye üzerinde hakimiyet kurmak istemiştir. Mısır Kralı II.Ramses de Suriye sınırları içerisinde kalan Amurru ve Amka topraklarını Mısır egemenliği altına almak istemiştir. Ramses ve Muvattali’nin çıkarları Lübnan konusunda da çatışmıştır. Savaşı Hititlerin daha çok istediği kabul edilse de; Ramses, Suriye’yi fethederek Hititlerin Anadolu’daki hakimiyetini tamamen bitirmeyi hedeflemiştir.

Ramses, Suriye’yi almak adına harekete geçmiştir. Kadeş yakınlarında Hitit ordusu  tarafından  beklenmedik bir saldırıya uğrayan  II.Ramses’in Mısır ordusu geri çekilmek zorunda kalmıştır. Ancak Hitit ordusu, Mısır ordusunun peşinden gidip, yok etmek yerine; şehri yağmalamayı tercih etmiştir.

II.Ramses ise Mısır’a döndüğünde, tarihteki ilk propagandalardan birine imza atmıştır. Ramses, halkın bu başarısızlığı duymasını istemediği için gerçekleri çarpıtarak anlatmıştır. Ramses’in anlatımına göre; askerleri Ramses’i terk etmiştir, yalnız kalan  Ramses bir tanrı olan Amon’a dua etmiştir ve bu sayede Hititleri bozguna uğratmıştır.

Çoğu Mısırlı tarihçi de Kadeş Savaşı’nın anlatımında bu hikayeden yararlanmıştır. Kadeş Savaşı’nı Ramses’in bir zaferi olarak gören Mısırlı tarihçiler kaynaklarında, Hitit askerlerinin bile Ramses’i bir tanrı olarak kabul ettiklerinden bahsetmişlerdir.

Hitit kaynakları ise; savaşın bir galibi olmadığının, Hititlerin istediği ganimeti aldığının altını çizmiştir.

Hitit Ajanları

II.Ramses’in kaybedilen Suriye’yi geri almak niyetiyle askerleriyle Kadeş’e yürüdüğü bilinmektedir. Kaynaklar, Ramses komutasındaki Mısır ordusunun; Amon, Ra, Ptah ve Seth adları verilen bu dört bölükten oluştuğunu söylemektedir. Her bir bölükte 20.000 asker vardır ve 2.000 de savaş aracı bulunmaktadır. Hitit ordusu ise 17.000 asker ve 3.000 savaş aracıyla savaşa katılmıştır.

Dönemine göre oldukça büyük kabul edilen bu savaş, ajanlık sisteminin de kullanıldığı ilk savaş olmuştur. Hitit Kralı Muvattali, Mısır ordusunun içine ajanlar sokmuş ve Mısır ordusunun zaaflarını öğrenip, orduyu manipüle etmiştir. Ajanlık sistemine dair bir diğer anlatım ise; Muvattali’nin, Ramses’in mevzilendiği Kadeş Şehri’ne ajanlar gönderdiği yönündedir. Muvattali’nin kente gönderdiği ajanlar, Hitit ordusunun konumu hakkında yanlış bilgiler yaymış ve şehrin yakınlarında pusu kuran Hitit ordusunun başarı kazanmasını sağlamışlardır.

Kadeş Savaşı’nın Sonucu

Ramses komutasındaki Mısır ordusunun Kadeş yakınlarında pusuya düştüğünden ve Ramses’in geri çekildiğinden bahsetmiştik. Tanrı Amon’un yardımıyla olmasa da yardımcı Mısır kuvvetleri Ramses’in şehrine canlı dönmesini sağlamıştır. Oldukça kanlı geçen bu savaş sona erecek gibi görünmediği için taraflar yazılı bir barış antlaşmasına yönelmişlerdir. Öte yandan Ön Asya’da büyüyen Asur tehlikesi de, bu antlaşmanın imzalanmasında büyük rol oynamıştır.

Kadeş Antlaşması

Kadeş Savaşı’nın sonunda, Hitit ve Mısır uygarlıkları arasında M.Ö 1280 yılında yapılan Kadeş Antlaşması, bilinen ilk yazılı antlaşma olarak tarihi geçmiştir.Kil tablet üzerine kazınmış ve kazınması 4 gün sürmüştür. 3 kopyası mevcuttur ve kopyalardan biri Anadolu Medeniyetler Müzesi’nde bulunmaktadır.

Antlaşmanın metni Hititologlar tarafından çevrilmiştir. Antlaşmanın şartlarına göre; Kuzey Suriye’yi Hitiler alacaktır ve iki devlet de olası bir tehlikle karşısında birbirlerine destek olacaklardır. Deytaylandıracak olursak; iki devletten birinin başına bir tehlike ya da tehdit gelmesi halinde, diğer devlet ona yardım edecek ve savaşa birlikte girecektir.

Kadeş Savaşı’nın ve Kadeş Antlaşması’nın ardından, Hititler ve Mısırlılar arasında şartlar fazla değişmemiştir.Bu da nesnel tarihçilere göre; savaşın sonucunda kesin bir kazanan belirleyememekle birlikte; Kadeş Savaşı’nın bilinen pek çok “ilk”e sahip olduğu anlamına gelmektedir.