MAKYAJ FIRÇALARI

Bildiğiniz gibi gözler, dudaklar, yanaklar için ayrı ayrı makyaj fırçaları kullanılmaktadır. Makyajın doğru ve güzel yapılabilmesi için her fırçanın ne şekilde kullanılması gerektiğini bilmemiz gerekiyor. Günlük veya gece makyajınızı böylelikle daha profesyonel şekilde yapmış olacaksınız.  Makyaj fırçaları bazı cilt sorularına yol açabilir ve bunun için de kişiye özel olması gerekmektedir. Sağlık sorunlarına yol açmaması için kullandıktan sonra makyaj çantasında ağızı kapalı şekilde saklamalısınız.

MAKYAJ FIRÇALARI NASIL TEMİZLENMELİ

Makyaj fırçaları direk cildinize temas ettiği için makyaj fırçalarınızı düzenli aralıklarla temizlemeniz gerekmektedir. Düzenli temizlemediğiniz takdirde ciddi cilt hastalıklarına yol açabilir. Aynı zamanda fırçalardaki kalıntılar yapacağınız makyajı da etkileyebilir.

Yapmanız gereken tek şey elinizde olan makyaj fırçalarına yetecek kadar zeytinyağı ve dezenfektan kullanmaktır. Doğal şampuanlar ile de temizlik yapabilirsiniz. Öncelikle fırçanızı elinize sürerek toz kalıntılarını dağıtın. Daha sonra suyun altında tortuları giderdikten sonra zeytinyağıyla dezenfektanı bir kabın içerisinde karıştırın ve hazırladığınız suda 10 dakika bekletin. Ilık saf suda durulayıp bez yardımıyla kurutmanız yeterli temizliğe ulaştıracaktır.

Maalesef makyaj fırçalarımızı temizlerken cımbız ve kirpik kıvırtıcılarını unutuyoruz. Onlarında haftada bir kere temizlenmesi hijyen ve daha kaliteli makyaj için gereklidir.

MAKYAJ FIRÇASI NASIL SEÇİLMELİDİR

  • Yüzünüze yayılıp eşit sürülmesi için fondöten fırçanız yassı ve ince tüylü olmalıdır.
  • Pudra fırçası büyük uzun ve yumuşak tüylerden oluşmalıdır.
  • Allık fırçası yumuşak tüylü ve bir yana doğru incelen formda olmalıdır.
  • Kapatıcı fırçanız ince uçlu ve küçük olmalıdır.
  • Eyliner fırçası göze temas ettiği için yumuşak olmalıdır.
  • Ruj fırçanız diğer fırçalara göre daha sert ve çok ince uçlu olmalıdır.

MAKYAJ FIRÇASI ALIRKEN DİKKAT ETMENİZ GEREKENLER;

Tüm makyaj fırçaları için aldığının ürünün doğal kıl olmasına dikkat etmelisiniz. Doğal kıldan yapılan fırçalar hem sağlık açısından daha iyi hem de daha yumuşak olurlar.

  • Kubbeli ve düz olmasına
  • Kaliteli olmasına
  • Cildinize zarar vermemesine
  • Kullanılmış olmamasına da ayrıca dikkat etmeniz gerekir.

MAKYAJ FIRÇALARININ İSİMLERİ;

  • Detay makyaj fırçası; detay fırçası diğer fırçaların ulaşamadığı yerlere ulaşabilir.
  • Kedi dili fırçası; bu fırçayla tüm yüzünüze fondöteni eşit şekilde sürebilirsiniz küçük hareketlerle aşağıdan yukarı doğru yapmanız yeterlidir.
  • Kontör ve sabitleme fırçası; yumuşak tüyleri sayesinde elmacık kemiklerinizi çizmeden uygulayacağınız fırça çeşididir.
  • Allık ve pudra fırçası; yumuşak kıllı ucuyla daha güzel sürmenize yardımcı olacaktır.
  • Aydınlatıcı fırçası; yelpazeye benzeyen fırça daha düzgün sürmenizi sağlıyor.
  • Far karıştırma fırçası; geniş uçlu ve sık kılları vardır. Göz bölgenize rahatlıkla sürebileceğiniz fırçadır.
  • Detay far fırçası; detay far fırçasıyla gözaltlarına üstlerine yaptığınız makyajı düzeltebilirsiniz.
  • Kaş fırçası; sık kıllı tutuşu kolay olan bir fırça çeşididir.

 

 

Öğrencinin Öğrenim Yaşamı ve Öğrenim Ortamları

Öğrenim Yaşantılarının Düzenlenmesi

Öğrencinin davranışlarında istenilir değişmeler meydana getirmek ancak kendi yaşantıları ile mümkün olabilmektedir. Dolayısıyla öğretmen, gelişim seviyesine uygun olarak öğrenci için saptadığı eğitim hedeflerine yine ancak onun yaşantıları yoluyla ulaşmasını sağlayabilecektir. Bu amaçla öğretmen, öğrencisini eğitim hedeflerine ulaştıracak öğrenim yaşantılarını daha önceden planlar.

Okul programları öğrencinin bir yıl içinde yapacakları öğrenim görevlerini, üniteler ve konular halinde göstermiştir, öğretmen bu üniteleri ve konuları, öğrencinin gelişim seviyesine uygun hale çevirerek ve önceden saptadığı eğitim hedeflerine göre ayarlayarak öğrenim yaşantıları haline getirir. Böylece yıllık, haftalık veya ünite, konu ya da günlük planlar yapar.

Öğrenim yaşantılarının düzenlenmesinde öğretmene daha çok eğitim bilim yardım eder. Eğitim psikoloji ise öğretmene, öğrenim yaşantıları ile öğrencilerin gelişim seviyeleri arasındaki dengeyi sağlayacak ipuçları verir. Böylece öğrencinin gelişim görevleri ile öğrenim yaşantıları arasındaki dengenin sağlanmasında öğretmene yardımda bulunur.

Makalelerimizde yeri geldikçe öğrencilerin hangi yaşta hangi gelişim görevlerini yapmaları gerektiği, hangi gelişim seviyelerinde neleri öğrenebilecekleri ve yapabilecekleri belirtilmiştir. Özellikle öğrenmeye ilişkin ünitelerde öğrenim yaşantılarının nasıl düzenleneceğine ilişkin bilgiler ve yollar sunulmuştur.

Öğrenme Ortamının Hazırlanması

Öğretmenin saptadığı öğrenim yaşantıları için elverişli bir ortam hazırlanmadıkça öğrenmenin gerçekleştirilmesi mümkün olamaz. Bizim eğitim sistemimizde öğretim daha çok sınıfta olmakta, bazen de sınıf dışına taşmaktadır. Öğrenme ortamı sınıfın içi ve dışı ile bir bütündür. Bu yüzden öğretmen, öğrenme ortamını hazırlarken yalnız sınıf içini değil sınıf dışı etkileri de dikkate almak zorundadır.

Öğrenme ortamını hazırlamada hem öğrenme için gerekli fiziksel şartları, hem de psikolojik şartları iyi düzenlemek gerekir. Fiziksel şart lar okul binasının, sınıfın, okul çevresinin, eğitim araç ve gereçlerinin eğitime ve öğrencilerin fiziksel sağlığına uygunluğunu kapsamakta; psikolojik şartlar ise öğrenme için hazırlanacak duygusal ve sosyal havanın, sınıf yönetiminin ve disiplinin eğitime ve akıl sağlığına uygunluğunu kapsamaktadır.

Öğrenme ortamının hazırlanmasında, eğitim psikolojisi daha çok psikolojik şartların; eğitbilim ise, fiziksel şartların iyileştirilmesi ile uğraşan Her iki bilim de öğretmene iyi bir öğrenme ortamı hazırlamada yardımda bulunur. Bu amaçla eğitim psikolojisi, öğrencinin uyumunda eğitimin rolünü, öğrencinin iyi bir uyum sergilemesi için gerekli eğitim tedbirlerini öğrencinin akıl sağlığının korunmasını sağlar. Ayrıca akıl sağlığının öğrenmeye etkisini, eğitimin yönetiminin ve disiplinin etkili yollarını, öğretmenle öğrenciler arasında ve öğretmenle öğrenciler arasında iyi ilişkiler kurulmasını araştırır ve denemeler yaparak öğretmenin uygulayabileceği kurslar verir.

Makalelerimizde yeri geldikçe her ünitede, özellikle de kişiliğin gelişim uyumu ile akıl sağlığına ve öğrenmeye elverişli ortam ünitelerinde iyi bir öğrenme ortamı hazırlamaya ilişkin bilgiler ve yollar sunulmuştur.

Davranış bilimlerinin son on yıl içindeki yaptıkları araştırmalar öğrenmede sosyal grupların büyük bir önem taşıdığını ortaya koymuş olduğundan, yeri geldikçe, sosyal gruplar üzerinde özellikle daha geniş durulmuştur. Çünkü bireyin üyesi olduğu aile, okul, oyun ve bunlara benzer grupların birey üzerindeki etkileri ve bireyin üye olarak grup içinde statüsü, rolü, gruba karşı ve grubun diğer üyelerine karşı tavrı, bireyin üyesi olduğu grubun sosyal statüsü, onun davranışlarına çok büyük kilerde bulunmaktadır. Böylece insanın davranışlarının örülmesinde değişmesinde sosyal grupların öneminin çok büyük olduğu bundan on öncekinden daha çok anlaşılmaktadır.

Sürekli Yorgunluk ve 10 Tıbbi Nedeni?

Kanser veya inme gibi ciddi bir hastalık ya da tıbbi tedavi sonrası yorgunluk baş gösterebilir. Ancak sadece ciddi rahatsızlıklarda değil normal hastalıklarda da yorgunluk belirtileri yaşayabilirsiniz.

Yorgunluk ve halsizlik arasındaki fark nedir?

Hepimiz zaman zaman yorgunluk yaşarız, bu da uyku ve dinlenme ile geçebilen bir durumdur. Halsizlik, yorgunluğun çoğu kez ezici olduğu ve uyku ve dinlenme ile rahatlamadığı bir durumdur.

İşte yorgunluğa veya halsizliğe neden olduğu bilinen 10 sağlık koşulu.

Anemi

Sürekli tükendiğini hissetmenin ve sürekli yorgunluk belirtisinin de en yaygın tıbbi nedenlerinden biri demir eksikliği anemisidir. Adet ve hamilelik dönemindeki kadınlar anemiye karşı özellikle hassastırlar.

Ancak, mide ve bağırsakta, ülser gibi nedenlerin daha büyük olasılıkla ortaya çıktığı durumlarda, steroidal olmayan anti-enflamatuar ilaçlar (NSAİİ) kullanan erkek ve postmenopozal kadınları da etkileyebilir.

Anemiye bağlı yorgunlukta, tipik olarak; hiçbir şey yapmak istemezsiniz, kaslarınız ağırlaşır ve çok çabuk yorulursunuz.

Demir aşırı yüklenme bozukluğu (hemokromatozis) olarak da bilinir. Fakat çok fazla demire sahip olmakta yorgunluğa neden olabilir. Bu, 30 ve 60 yaşları arasındaki erkek ve kadınları etkileyen nispeten nadir kalıtsal bir durumdur.

Uyku apnesi

Uyku apnesi, boğazınızın uyku sırasında daralması veya kapanması ve tekrar tekrar nefes almanızı engelleyen bir durumdur.

Bu, yüksek oranda horlamaya ve kanınızın oksijen seviyelerinde bir düşüşe neden olur. Nefes almanın zorluğu, gece sık sık uyanıp, ertesi gün yorgunluğunuzu hissetmeniz anlamına gelir.

En çok kilolu orta yaşlı erkeklerde görülür. Alkol ve sigara içmek uygu apnesi için en kötü tetikleyicilerdir.

Etkin olmayan tiroid

Azaltıcı tiroid bezi, vücudunuzda çok az tiroid hormonu (tiroksin) olduğunu gösterir ve bu da sizi yorgun hissettirir. Bununla birlikte kilo alırsınız, kaslarınız sürekli ağrır ve cildiniz kurur. Troid rahatsızlığı erkeklere oranla kadınlarda daha sık görülür ve yaşlandıkça etkisi artar.

Çölyak hastalığı

Bu, bağışıklık sisteminin glütene tepki verdiği ömür boyu çekeceğiniz bir hastalıktır. Gluten ekmek, kek ve tahıllarda bulunan bir proteindir. İngiltere’de 100 kişiden birinde görülen bir rahatsızlıktır.

Çölyak hastalığının diğer belirtileri, yorgunluk dışında, ishal, şişkinlik, anemi ve kilo kaybıdır. Doktorunuz çölyak hastalığı olup olmadığını kontrol etmek için bir kan testi yapabilir.

Kronik yorgunluk sendromu

Kronik yorgunluk sendromu (aynı zamanda miyaljik ensefalomiyelit veya ME olarak da bilinir) en az 4 ay boyunca devam eden ciddi bir rahatsızlıktır. Kas veya eklem ağrısı gibi başka semptomlar olabilir.

Diyabet

Diyabetin ana semptomlarından biri, kanda çok fazla şekerin (glukoz) neden olduğu uzun süreli yorgunluk hissidir. Diğer önemli semptomlar çok susarsınız, tuvalete çok fazla gider ve kilo kaybı yaşarsınız.

Glandüler ateş

Glandüler ateş, ateş, boğaz ağrısı ve şişmiş bezler ile birlikte yorgunluğa neden olan yaygın bir viral enfeksiyondur. Çoğu vaka gençler ve genç yetişkinlerde olur. Semptomlar genellikle 4 ila 6 hafta içinde ortaya çıkar, ancak yorgunluk birkaç ay daha sürebilir.

Depresyon

Depresyon da enerjinizin tükendiğini hissettirebilir. Uykuya dalmanızı engelleyebilir veya sabah erken kalkmanıza neden olabilir, bu da gün içinde daha yorgun hissetmenizi sağlar.

Huzursuz bacaklar ve Yorgunluk

Bacaklarınızı hareket ettirmek için büyük bir dürtü duyarsınız ve bu his öyle güçlü olur ki gece dahi sizi uyandırabilir.

Ayrıca bacaklarınızda hoş olmayan bir tarama hissi veya derin bir ağrı olabilir. Ya da bacaklarınız gece boyunca kendiliğinden sarsılabilir. Belirtileriniz ne olursa olsun, uykunuz bozulacak ve kalitesiz olacak ve gün boyunca çok yorgun hissedeceksiniz.

Kaygı

Endişeli hissetmek bazen tamamen normaldir. Ancak bazı insanlar günlük yaşamlarını etkileyecek kadar güçlü olan sürekli kontrol edilemeyen anksiyete hislerine sahiptir. Bu yaygın anksiyete bozukluğu erkeklere oranlar kadınalrda daha fazla görülür. Bu duygu durumu yaşayanlar genellikle yorgun hissederler.

İdeal Kilo ve Sağlıklı Kilo Almak

Bir insan fazla kalori alınca kilo da almaz; çok yemek yedikleri halde kilo alamayan çok zayıf insanlar bunun kanıtıdır. Bu insanlar sağlıklı olmadıkları için, yediklerini tümüyle besin olarak alamazlar. Bu zayıf insanların sinirleri gergindir; yerlerinde duramaz ve fazla enerjiktirler. Can sıkıntısı nedeniyle sık sık iştahsızlık duyarlar. Besinlerin kana geçişi tam olmaz. Bu bozukluklar düzeltildiği zaman, yine eskisi kadar yemek yeseler de, ideal kilo normlarına kavuşurlar.

İdeal Kilo İçin Çok Yemek Değil, Sağlıklı Yemek!

Biraz zayıf olmak, fazla kilolu olmaktan daha iyidir. Gerçek ağırlığınızdan yarım kg. fazla olmanızı bile size kimse öğütleyemez. Fakat az bir miktarda yağ deposu ve kalori yedeği estetik yönden iyidir. Az miktarda yağ, dış görünüşün daha güzel olmasını sağlar.

Deri altında çok ince bir tabaka yağ, beden ısısını denetlemeyi ve kan damarı, sinir, kas dokularını çarpmalardan korumayı sağlar. Yağ depoları, iç organlar ve özellikle böbrekler için, iyi bir koruyucudur. Aşırı zayıflıkta, böbrekler sık sık yerlerinden oynar ve sağlık sorunlarına yol açarlar.

Yağın bu nedenlerle gerekli oluşunu da fazla abartmamak gerekir. İdeal kilo, çoğu kez sizin özel arzunuza göre değişir! Uzmanlar, standart ağırlık listelerinde kiloyu 30 yaş için düzenler. Her insan düzgün ve sportif bir beden ister ve bu istek de sağlıklı olmaya bağlıdır. Eğer kilo almak istiyorsanız, ağırlığınızı artırmadan önce, mümkün olan en iyi sağlığa ulaşmaya çalışınız.

İlk olarak, düşüncenizi her zaman gevşek ve sakin tutacak besinlerin özel beslenmenizde bulunmasına önem veriniz. Sıkıntılı olduğunuz anlarda, enerji tüketen gereksiz hareketler yaparak kalori kaybedersiniz. Sinirlenme, bütün beden kaslarının gerilmesine yol açar; kasların kasılmaları da, boş yere enerji harcar.

İdeal Kilo için Vitamin ve Minerallerin Önemi

Vitamin ve minerallerin sizi sakinleştirmede yararı vardır, fakat özellikle D ve B-6 vitaminleriyle kalsiyum ve magnezyumun sinir sistemi çalışmasına etkisi büyüktür. Yaz ve kış, hiç aksatmadan her gün 1000 ünite D vitamini alınız ve güneşli günlerde güneş banyosu yapınız.

Sinir ve kas dokuların gevşeyip rahatlaması için gerekli olan kalsiyum, süt ürünleri, yağlı tohumlar ve yeşil sebzelerden sağlanır. Kalsiyum tableti kullanacaksanız, bu tablette D vitamini olmasına dikkat ediniz, kalsiyumun vücut tarafından sindirimi için D vitamini gereklidir.

Magnezyum, sinir ve kasların rahatlamasında, bugüne dek bilindiğinden daha fazla önemlidir. Örneğin, magnezyumca eksik beslenen deney hayvanlarının çok sinirli, heyecanlı ve uykusuz oldukları ve de delilik belirtileri gösterdikleri görülmüştür. Magnezyumu yeterince almayan insanlar, bu eksikliği aşırı sinirlilik, mutsuzluk ve uykusuz gecelerle ödeyebilirler. En iyi magnezyum kaynakları; Çekirdek ve ceviz gibi yağlı tohumlar ve maydanoz, ıspanak, lahana gibi yeşil yapraklı sebzelerdir. Pancar başları, şalgam, kırmızıturp ta magnezyum ihtiva eder. Beyaz un, tam buğday ununa oranla 280 defa daha az magnezyum içerir.

İştahsızlığın Nedenleri Nedir ve Nasıl Başa Çıkılır?

İştahınız yoksa sevmediğiniz besinleri yemek için kendinizi zorlamayınız. Fakat yeme isteğinizi düzenlemek amacıyla bir çaba harcamalısınız. İsteksizlik, B vitamini grubu vitaminlerinin azlığından olur ve bu durumda yeterince B vitamini alınırsa isteksizlik yok olur. Kilo almak isteyenlere, B vitaminleri birçok açıdan fayda sağlayacaktır. B vitaminlerini az alanın midesinde HCL asit az salgılanır.

Bu asit, protein sindirimi sırasında, vitamin ve minerallerin kana geçmesi için gereklidir. Yeterince B vitamini alınmazsa, sindirim salgıları da az çıkar ve besinlerin kana geçişi tam olmaz. Barsak çeperlerindeki kaslar da az hareket eder ve sindirim fermentlerinin besinlere ve de tümünün ince barsak girintilerine değmesi zorlaşır. Bu durumda, az B vitaminleri alanlar, yediklerini tam sindiremedikleri için, çok yeseler de kilo alamazlar.

Yeme isteğinizin normal, sindiriminizin iyi olması ve bağırsaklarınızın iyi çalışması için B vitaminlerini bolca almalısınız. Özellikle B-6 vitamini, sinirler üzerinde yatıştırıcı etkiye sahiptir.

  • Ekmeğiniz kepeği atılmamış undan yapılırsa
  • Buğday ya da yulaf ezmesi özünden günde yarım bardak tüketirseniz
  • Sabahları meyve suyunun içine bir çorba kaşığı dolusu bira mayası koyarsanız
  • Beyaz şeker yerine bal ya da pekmez kullanırsanız
  • Yağlı tohumlardan gerektiği kadar tüketirseniz,
  • Karaciğer, böbrek gibi organları öğünlerinize eklerseniz
  • Yoğurt ve Peynir Tüketiminiz düzenli olursa

B vitaminleri alırsınız.

Kilo Almada Yağ ve Yağ Asitlerinin Faydası

Kilo almak isteyenler için özel bir önem taşıyan bitkisel yağlar, E vitamini, lesitin ve doymamış yağ asitlerinin en iyi kaynağıdırlar. Bu yağ asitleri bağırsaktan kolaylıkla geçer ve bedenin yağ gereksemesini karşılar. F vitamini denen bu yağ asitlerini tam alamayan deney hayvanlarının, yüksek kalori alsalar da zayıf kaldıkları görülmektedir. Ayçiçeği, soya mısırözü yağları ve özellikle yarısı yağ olan ceviz fındık, fıstık, çekirdek, susam gibi doğal besinler, bu önemli yağ asitlerinin en iyi kaynağıdırlar.

Rafine edilmemiş bitkisel yağları, sadece mayonez ve salatada değil, az pişmiş sebzelerinizi pişirirken de kullanınız. Tavanıza çok az bitkisel yağ koyun, isterseniz biraz da sarımsak ekleyin ve “A ile B-2 vitamini, magnezyum ve demirden” zengin yeşil sebzeleri biraz kızartın. Çinlilerin yaptığı gibi tavayı sallayın, parlak yeşil renkleri kaybolmadan, bir dakika kızartmayla yetinerek, sıcak sıcak servis yapın. Sıvı yağlar, yerinde kullanılırsa, yemeklerinize değer ve lezzet katarlar.

Midenizi doldurmak şeklinde yanlış bir yol izlemeyiniz, sindiriminiz ve barsak çalışmanız düzelince, sinirleriniz gevşeyince, kilo alabilirsiniz. Kaymak, tereyağı, pasta ve çikolatayla midenizi doldurmanız zararlıdır. Çünkü bu besinler, yoğun tatlarıyla iştahı kapatırlar ve besleyici minerallerden yoksun, sağlık için faydasız ve zararlı besinlerdir. Beyaz un, beyaz şeker, margarinler gibi rafine edilmiş maddelerden hazırlanan besinleri yemekten sakının. En iyi şeker olarak bal ve pekmez kullanın.

Bu soy bir özel beslenmeyle sadece kilo almayacak, sağlıkta kazanacak, hiç ummadığınız ölçüde yorgunluktan kurtulma özgürlüğünün mutluluğunu yaşayacaksınız.

İdeal kilo formuna kavuşunca da, un, şeker ve yağlı besinleri daha az yiyerek kilonuzu koruyun. Kendinize özgü özel beslenmenizi, bir ömür boyu izleyin.

Hamilelikte Beslenme Nasıl Olmalı

Gıda zehirlenmesine neden olabilecek bakterilerden kaçınmak için evdeki yiyecekleri nasıl hazırladığınız ve sakladığınız konusunda dikkatli olmanız önemlidir. Hamilelikte beslenme için bu durum özellikle daha da önemlidir. Sadece bazı temel kurallara uymanız gıda zehirlenmesi riskinizi azaltmanıza yardımcı olabilir.

Ellerinizi ve cildinizi sık sık yıkamanız gerekir. Cildinizin sürekli yıkandığında doğal yağlarından arınarak kurumaması ve çatlamaması için özel yağlar veya yumuşatıcı kremler kullanabilirsiniz. Tabi ki hamilelikte bu tarz destekleyicilerin kullanılması için doktorunuzdan izin almanız gerekecek. Yiyeceklerinizde, doğal ve doktorunuzun tavsiye edeceği şekilde vitamin ve minerallerce zengin gıdalarla beslenmelisiniz.

Hamilelikte beslenme konusunda dikkat etmeniz gereken bir diğer konu da, hiçbir sebze ve meyve dalından koparıldığı anki kadar doğal ve taze olamaz. Buna dondurucuda saklananlar, içerisinde meyve parçacıkları olan doğal ürünler de dâhil. Dalından koparılan meyve ne kadar beklerse o kadar fazla öz suyunu kaybedecek ve bakterilere karşı daha fazla korumasız olacaktır.

Hamilelikte Beslenme ve Temizlik

Hamileyseniz temizlik konusunda iki kat daha hassas olmanız gerekir. Ev dışında herhangi bir yerde (merdiven korkulukları, otobüsler, dışarıdan alınan paketli gıdalar, para). Gibi başka insanların temas ettiği herhangi bir şeye dokunduğunuzda mutlaka ellerinizi ılık ve bol sabunlu su ile yıkayın.

Sebze ve meyveleri (su içerisinde bekletmeden) bol su ile yıkayın. Çiğ gıdalara (etler, sosis ve salamalar) dokunduktan sonra mutlaka ellerinizi temizleyin. Özellikle çiğ et gibi çiğ yiyecekler hazırlıyorsanız, doğrama tahtaları ve mutfak eşyalarını, yiyecek hazırlama öncesinde ve sonrasında mutlaka temizleyin. Tuvalete gittiğinizde, bebek bezi ile temas ettiğinizde (bu durum bebek bezi değiştireceğiniz zaman da geçerlidir), Hayvanlarla temas ettiğinizde (evcil hayvanlarda dahil) mutlaka ellerinizi yıkamalısınız.

Çapraz bulaşma

Hamilelikte beslenme ve gıda amaçlı kullanılan eşyalarında temizliği oldukça önemlidir. Çiğ gıdalar için ayrı doğrama tahtaları (özellikle et ve et ürünleri için) kullanmaya özen gösterin. Ya da farklı gıda türlerinin hazırlanması arasında tahtaları iyice yıkayın. Yemek hazırlamak için kullandıktan sonra bıçakları ve diğer eşyaları temizlemeyi de unutmayın.

Çiğ gıdaları (özellikle etleri) ve yemeye hazır yiyecekleri ayrı ayrı saklayın ve yıkamasına veya yıkamasına izin vermeden aynı yüzeye bırakılmasına izin vermeyin. Çiğ gıdalardaki bakteri, yemek pişirdiğinizde öldürebilir, ancak salatalar, meyveler veya ekmek gibi yiyeceklere aktarılırsa öldürülemez.

Çiğ etin üzerini kapattığınızdan emin olun veya sızdırmaz bir kapta saklayın ve buzdolabının alt rafında saklayın, böylece başka yiyeceklere dokunamaz veya damlayamaz.

Pişirmeden önce çiğ tavukları (veya hindi gibi diğer kümes hayvanları) yıkamayın, çünkü mutfak yüzeyleri üzerine zararlı bakterileri dağıtabilirsiniz.

Hamilelikte yiyecekleri Pişirmek

Hamilelikte beslenme için özellikle dikkat edilmesi gereken yiyecekler et ve et ürünleridir. İster haşlama olsun ister kızartma ya da ızgara; Etin iyice piştiğinden emin olmalısınız. Etin piştiğinden emin olabilmek için yüzeyine değil içine bakmanız gerekir. İçi hala çiğ olan etler pişirme sıcaklığını tam almamış ve hala bakterilerin mevcut olduğu anlamına gelir.

Özellikle etli yiyecekleri tekrar ısıtmayın tekrar ısıtılan et ürünlerinde bozulma oldukça hızlı olur ve bu da gıda zehirlenmesi riskini oldukça arttırır.

Sebzelerde pişirme işlemi normalde fazla olmaması gerekir. Sebzeler ne kadar fazla pişirilirlerse içerisindeki vitamin, mineral ve proteinler o kadar fazla yok olurlar. Fakat hamilelik sırasında hangi vitamin ve minerallere ihtiyacınız olduğunu ve sebzeleri nasıl tüketmeniz gerektiğini doktorunuzla görüşerek uygulamalısınız.

Yiyeceklerin saklanması

Buzdolabınızın sıcaklığını kontrol etmek için bir buzdolabı termometresi kullanın ve 0 ile 5 o C arasında olduğundan emin olun. Özellikle sebze ve meyveler buzdolabında ve aşırı soğuk ortamda muhafaza edildiklerinde öz sularını ve dolayısı ile içerisindeki besinleri çok çabuk kaybederler. Bir sebze ve meyvenin 0 ila 5 derecelik bir ortamda maksimum saklanma süresi 2 gün olmalıdır. Mümkünse sebze ve meyveleri dalından toplandıktan sonraki en kısa sürede tüketmeye özen gösteriniz.

Zararlı bakterilerin en çok ürediği ortamlar son kullanma tarihi geçmiş gıdalardır. Et ve et ürünleri, süt ve süt ürünleri, salatalar kesinlikle kısa süre içerisinde tüketilmelidirler.

Buzdolabında hiçbir gıda metal kaplar içerisinde saklanmamalıdır. Yiyeceklerdeki enzimler metal ile etkileşime girebilir ve bu da ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir.

Çiğ yiyecekleri veya donmuş olması gereken yiyecekleri, örneğin çözülmüş dondurulmuş tatlıları yeniden dondurmayın. Hamilelikte beslenme konusunda unutmamanız gereken bir diğer ayrıntı da, pişmemiş çiğ yiyecekler pişirilmeden önce buzdolabında 2 güne kadar saklanabilir. Daha fazla saklama daha fazla bozulmaya yol açacağı için sağlık açısından sorunlar yaratabilir.

Kabızlık Nedir? Nasıl Tedavi Edilir?

Kabızlık rahatsızlığında neyin etkili olduğunu bilmek, nasıl tedavi edileceğini öğrenmek için önemlidir. Yediğiniz gıdalar bağırsaklardan geçerken, vücudunuz suyu buradan emer ve geriye kalanlar dışkıya dönüşür. Kaslarınız, kolondan rektuma kadar dışkıyı taşır. Bu hareket yavaşladığında, kolonunuz çok fazla su çeker bu durumda kabızlığa neden olur.

Sorun genellikle düşük lifli veya yüksek yağlı diyet, egzersiz eksikliği ve yeterince sıvı içilmemesi nedeniyle olur. Bundan ziyade; Bazı ilaçlar, psikolojik dürtüler ve hamilelik döneminde de kabızlık oluşur.

Kabızlık Problemini Azaltmak İçin Lif Yardımcı Olur

Bağırsak alışkanlıklarınız yavaşlarsa, müshil satın almak için acele etmenize gerek yok. Çoğu insan hafif kabızlık için ilaçlara ihtiyaç duymaz. Bunun yerine, diyetinizde yeterince lif alıp almadığınızı kontrol etmeniz yeterli olabilir.

Lif, bitki besinlerinin vücudun parçalayamayacağı kısmıdır. Çok fazla lif içeren yiyecekleri yediğinizde dışkı yumuşak tutulur ve sindirimi hızlandırır.

Meyveler, sebzeler, kepekli tahıllar ve baklagiller de dâhil olmak üzere tüm bitkisel gıdalar lif içerir. Beslenme ve Diyetetik Akademisi, kadınlar için günde 25 gram ve erkekler için 38 gr. Lif2 ihtiyacımız olduğunu söylemektedir. Fakat bu oranlar 50 yaş ve sonrasında daha aza indirilmektedir. Bu durumda da kadınlar için yaklaşık lif miktarı 21 gram ve erkekler için 30 gramdır. Ne yazık ki, çoğumuz günde sadece 15 gram alabiliyoruz, bu durum neden bu kadar çok kişinin kabızlık geçirdiğini açıklamaya yardımcı olabilir sanırım.

Yüksek lifli gıda örnekleri şunlardır:

  • 1/2 bardak fasulye: 9.5 gram
  • 1 küçük armut: 4.4 gram
  • 1 orta boy elma: 3.3 gram
  • 1 orta boy tatlı patates: 4.8 gram

Sindirim Sağlığı için Diyet İpuçları

Basit değişiklikler diyetinizi geliştirebilir ve kabızlığı rahatlatabilir:

Öğünlerinize sebze ve meyve eklerseniz lif oranı hesaplamanıza gerek kalmaz. Pişirilmiş sebzeler ile sandviç yapın. Patates kızartması yerine haşlanmış patates salatası yiyin. Yağlı, kızarmış yiyecekler yerine meyve, sebze, yulaf ve tahıllardan oluşan bir salata kâsesi oluşturun. Bu şekilde hem sağlıklı beslenmiş olacaksınız hem de kabızlık probleminden de kurtulmuş olacaksınız.

Beyaz ekmeği, beyaz pirinci ve normal makarnaları tam tahıllı ekmek, kepekli makarna ve kahverengi pirinçle değiştirin. Daha fazla yulaf, çok tahıllı hububat ve kepekli krakerler atıştırın. Fakat bunların düşük yağlı ve düşük şekerli olduklarından emin olun. Cips yerine aperatif olarak patlamış mısır deneyin.

Haftada bir veya iki kez etli taze fasulye pişirin. Fasulyeleri pişirerek salatada da kullanabilirsiniz. Ana yemek olarak fasulye yemeği veya güveç deneyebilirsiniz.

Daha önce öğünlerinizde lifli gıdalara çokça yer vermediyseniz birden lif kaynaklı yiyeceklere yüklenmeyin. Vücudunuzun liflere alışması zaman alacaktır. Birden bire fazlaca lif kaynaklı yiyecekler tüketirseniz şişkinlik sorunu ile de karşılaşabilirsiniz. Sabırlı olun, çünkü vücudun kendini ayarlamak için zamana ihtiyacı olabilir.

Diyetinizde yeterince lif almakta güçlük çekiyorsanız, Bir lif takviyesi almaya ihtiyacınız var demektir. Bu takviyeler toplu oluşturan laksatifler olarak da adlandırılırlar ve genellikle güvenlidirler. Yine de herhangi bir takviye almadan önce mutlaka doktorunuzla görüşün.

Öğünlerinize takviyelerle daha fazla lif eklerseniz, daha fazla sıvı içmeyi de unutmayın. Düşük kalorili veya kalorisiz içecekler seçin – şekerli soda ve meyve içecekleri, ihtiyacınız olmayan ekstra kalorileri ekleyecektir.

Kabızlık İçin Egzersizin Önemi

Egzersiz sadece formunuzu korumakla kalmaz, sağlığınızı düzenlemenize ve yediklerinizin kolonunuzda daha hızlı hareket etmesine yardımcı olur. Egzersiz için her zaman aktif olamayabilirsiniz fakat aşağıdaki ipuçları sizin için faydalı olabilir:

Haftada 3 gün, yaklaşık 20 dakika egzersiz yapmaya başlayın ve haftanın beş veya daha fazla gününde en az 30 dakikaya kadar çıkarın. Her türlü fitness planına başlamadan önce daima doktorunuza danışın.

Bir anda yapamıyorsanız bile zamana yayarak yapmaya çalışın. Gün içinde 10 dakikalık 3 yürüyüş, 30 dakikalık antrenmana eşittir.

Kabızlık için Ne Zaman Doktorla Görüşmeliyim?

Çoğu zaman, diyetinizdeki ve egzersiz alışkanlıklarınızdaki sağlıklı değişiklikler sindirim sıkıntılarını düzeltir. Ancak bu ipuçlarını 3 hafta boyunca denediyseniz ve bir değişiklik fark etmediyseniz, doktorunuzla konuşun. Sisteminizi yeniden eğitmeye yardımcı olmak için birkaç gün boyunca müshil uygulamanızı önerebilir. Dışkıda kan görüyorsanız, göbek ağrınız varsa veya denemeden kilo verdiyseniz, doktorunuzu hemen aramalısınız.

Çocuklarda 7 ila 16 Yaş Arası Dördüncü Dönem

7 ila 16 yaş arası çocuk, büyük oranda, benmerkezcilik, animizm, preoperasyonel mantık ve otoriter ahlak niteliklerini yitirir. 2 ila 7 arası dönemlerinde yaşadığı soyut kavramların gerçek olmadığının bilincine varır. Artık; alice harikalar diyarında onun için sadece bir masaldır. Somut nesnelerin, dünyaya ilişkin etkinliklerin yanı sıra, sözcüklerin, düşüncelerin ve kuralların ayrımına varır.

Çocuklarda 7 ila 16 Yaş Arası Dördüncü Dönem

7 yaşından önce daha fazla benmerkezci olan çocuk, her şeyin onun için olduğunu düşünürdü. Bu düşüncesini de kendince psikolojik temellerle açıklardı. Güneş onun için doğar, ay onun için batar, yağmur o istemediği için yağmazdı. Çevresinde sadece kendi düşüncelerinin önemli olduğunu zanneder ve akranları ile ikili iletişimlerinde sadece kendilerini ifade etmek isterlerdi. Oysaki 7 ila 16 yaş arası dönem de sosyal ilişkilerinde demokratik, işbirlikçi bir tavır söz konusudur.

Tartışmaları sırasında gözlemlerini dikkate alır; fiziksel olayları açıklarken, zaman, mekanik güç ve sonraları doğru mantık kavramlarını kullanır. Yedi ile on iki yaşları arasında somut operasyonel mantık kullanır. Sürmekte olan bir çalışmayı izlerken fiziksel işleyiş hakkında doğru yargıya varabilir. İki plastik küre, daha önce eşit hacimde oldukları için, birisi biçim değiştirince gene eşit hacimde olacaklarını bilir. Fakat ortalama on iki yaşına değin ancak plastiğin biçimi önünde değiştirilince bu sonuca varabilir.

On iki yaşından sonra soyut mantık gelişir. Giderek artan bir biçimde çocuk, kafasında mantık işlemleri oluşturur. Problemi çözmek için somut plastik parçalara daha çok gereksinimi yoktur; tek başına düşünceleri ona yeterlidir.

Aladağ Tatili

Adana’da gezilecek ve en keyifli zamanların geçirileceği bir tatilin yapılacağı yerlerden biride Aladağ’dır. Çılgın kalabalıktan uzak tatil için en doğru yerlerden biridir. Tarihi yapıları, doğal güzellikleri ve en keyifli noktaları ile Aladağ tatilcilerini kendine hayran bırakacaktır. Aladağ’da tatil yapmak ve konaklamak için en uygun Aladağ otellerinden yerinizi ayırtabilirsiniz. Tatiliniz Adana’dan yana ise ve yazın kavurucu sıcağından kaçıp biraz da serinlemek istiyorsanız Aladağ ve çevresi sizin için doğru tercih olacaktır. Aladağ bölgesinde gezilip görülebilecek çok sayıda yer vardır.

Aladağ Gezilecek Yerler

Akören Antik Kenti: Adana’nın hem kültürel hem de tarihi bakımdan en önemli yapılarından biri olan Akören Antik Kenti Aladağ’ın Akören kasabasında yer almaktadır. Kentte Seyhan Nehri üzerindeki köprü, 4 adet kilise, kral mezarı, su sarnıçları, antik sokaklar ve birçok farklı yapı yer almaktadır. Bizans Döneminden kalan yapılar halen iyi bir durumdadırlar.

Masiret Yaylası: Masiret Yaylası’nda lahit mezarlar, Uzunkuyu, mozaik resimler, taş mezarlar gibi pek çok tarihi kalıntı yer almaktadır. Özellikle masallardan kalmış hissi yaratan asırlık çınar ağaçları görenlerini büyülemektedir.

Meydan Kalesi: Dağlar ve yeşillikler ile çevrili muhteşem bir yer olan Meydan Kalesi’nin 13. yüzyılda yapıldığı düşünülmektedir. Ayrıca bölgede yer alan Meydan Yaylasının temiz havasında bol oksijen alacak ve tatiliniz için burayı seçtiğinize pişman olmayacaksınız.

Yerköprü Traverteni: Kapuzbaşı Şelalesi olarak da adlandırılan Yerköprü Traverteni Aladağ ve Kozan ilçeleri arasında kalan oldukça geniş bir alana yayılan bir yerdir. Yerköprü Traverteni Aladağlar Milli Parkı sınırları içerisinde yer almaktadır. Kesinlikle görülmesi gereken yerlerden biridir.

Yedigöller: Kayseri, Adana ve Niğde il sınırlarının kesiştiği noktalarda oluşan ve oldukça geniş bir alana sahip olan Aladağlar Milli Parkının içerisinde gezilecek pek çok nokta bulunmaktadır. Doğal güzellikleriyle kendine hayran bırakan ve eşsiz bir güzelliğe sahip olan bölgede Aynı Kapuzbaşı Şelaleleri, Yedigöller de mutlaka görülmesi gereken yerlerdendir. Ayrıca bölgede Lorut Dağı, Demirkazık Tepesi de gezilecek yerler listesine eklenmelidir.

Aladağ Seyahatinde Konaklama

Aladağ ve çevresinde her kesime her ihtiyaca uygun konaklama yerleri bulunmaktadır. Aladağ ve çevresinde otel araması yaparken dilediğiniz oteli kolaylıkla bulabileceksiniz. Ayrıca istediğiniz oteli en uygun fiyatta bulmanızda mümkün. Aladağ tatiline karar verdiyseniz online internet siteleri üzerinden konaklayacağınız oteli bulabilir ve rezervasyon yaptırabilirsiniz. Ayrıca otelin çeşitli imkânlarından yararlanabilir bütün bir yılın yorgunluğunu da burada üstünüzden atabilirsiniz.

Adana’da Gezilecek Tarihi Yerler

Binlerce yıldır üzerinde sayısız medeniyeti ağırlamış olan Adana antik çağlarda Kilikya bölgesinin önemli şehirlerinden birisidir. M.Ö. 1650’li yıllara tarihlenen bir Hitit tabletlerinde Adana, Uru Adania olarak anılmaktadır. Bu bilgiler doğrultusunda Adana tarihinin 3600 yıldan daha eskiye dayandığını ve neredeyse hiç değişmediğini söylemek mümkün.

Adana’da görülecek çok sayıda tarihi eser ve müze yer almaktadır. Adana ile özdeşleşerek kentin simgesi haline gelen Taşköprü, 4. yüzyılda Roma İmparatoru Hadrian tarafından Seyhan Nehri üzerine yaptırılan ve Adana’nın ilk akla gelen tarihi eserlerindendir.

Şehrin ayakta kalan önemli tarihi yapılarından biride Ceyhan Nehri üzerinde yer alan Misis Köprüsüdür. Ayrıca tarihi yapılardan biri olan Misis Mozaik Müzesi de Ceyhan Nehri civarında bulunan Misis Höyüğü’nden çıkarılan tarihi mozaikleri ziyaretçileriyle buluşturmaktadır.

Adana’da bulunan pek çok antik kent, kervansaray ve kale şehrin taşıdığı tarihi önemi ifade etmektedir. Adana’nın saymakla bitmeyen tarihi noktaları arasında yer alan Şar Ören Yeri, Anavarza (Dilekkaya Köyü) Antik Kenti, Misis Havraniye Kervansarayı Ayas (Yumurtalık) Ören Yeri, Magarsos Ören Yeri, Yılankale, Muvattali Kabartması ve Ören Yeri bunlardan sadece birkaçıdır. Bunlarla birlikte daha birçok tarihi yer bulunmaktadır.

 

CEVİZİN FAYDALARI

Günlük hayatımızda tükettiğimiz cevizi bilinçli olarak tükettiğimiz de her hastalığa faydalı olduğunu biliyor muydunuz? 20 ile 30 metre yüksekliğin de ki ağaçlarda mayıs ayında çiçeklenip haziran temmuz ayında kabuklanmaya başlar. En sık Karedeniz ve ege bölgesinde yetişmektedir. Cevizin içerdiği zengin vitamin ve mineraller beyin, kalp, kolesterol, unutkanlık, kanser gibi birçok hastalığın tedavisinde etkisi vardır. Cevizin 100 gramında 654 kcal kalori bulunmaktadır. Ceviz fosfor, demir, magnezyum çinko mineralleri, omega 3 yağ asidi açısından oldukça zengindir.

  • Kalp damar hastalıklarının en büyük dostudur.
  • Diyabet oluşumunu engeller
  • Belli bir yaşın üstünde olan unutkanlıklara iyi gelir.
  • Vücuttaki biriken toksinleri dışarı atar
  • Kemik, diş yapısının güçlenmesini sağlar
  • Akciğer hastalıklara karşı korunma mekanizması oluşturur.
  • Saç bakımı için kullanılır.
  • Cilt sağlığını korur
  • Yüksek miktarda içerdiği lif sayesinde tokluk hissi vererek zayıflamanıza yardımcı olur.
  • Ruh sağlığı bozukluğuna iyi gelir.
  • Depresyona iyi gelir
  • Hafızayı güçlendirir.
  • Kolesterol seviyesini dengede tutar
  • Vücuttaki gizli veya görülen tümörlerin gelişmesini yavaşlatır tedavi süreresine yardımcı olur.
  • Kanın pıhtılaşmasını önler
  • Böbreklere faydalıdır.
  • E vitaminini ve selenyum açısından oldukça zengindir.
  • Strese karşı rahatlama sağlamaktadır.
  • Fiziksel yorgunluğu engeller
  • Soğuk algınlığına iyi gelmektedir kış aylarında
  • Menopoz sırasında da büyük fayda sağlar
  • Uyku düzensizliğini engeller
  • Hamilelikte bebeğin gelişimini sağlar

CEVİZİN BESİN DEĞERİ

  • Yaklaşık 28 gamdır.
  • 185 kaloridir
  • Günlük demir ihtiyacının %15 ni karşılar
  • 4 gr karbonhidrat içerir
  • 1 gr şeker içerir
  • Günlük B16 vitamin ihtiyacının 58 karşılar

CEVİZ NASIL TÜKETİLMELİ?

Günde en fazla 3 4 tane yendiğinde faydaları görülmektedir. Çok tüketildiği zamanda ters etki yapmaktadır vücuttaki yağ miktarını alıyor. Vücutta kilo alma gibi sorunlar görülüyor. Beyin insan vücudunun en önemli organıdır ve beyinin de en iyi dostu ceviz olarak bilinir. Cevizin olduğu kadar dış kabuğunun da faydaları çoktur kabuğunu ılık suya atıp birkaç dakika bekledikten sonra süzüp suyunu içtiğiniz zaman vücudun ihtiyaç duyduğu enerjiyi sağlar. Hem de zayıflamanıza yardımcı olmaktadır strese karşı rahatlama sağlar günün yorgunluğunu üzerinizden atmanıza yardımcı olmaktadır.

SAÇ KESTİRİRKEN DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER

Mutlaka hepimizin düşündüğü ve yapmak istediği saç modelleri vardır. Kimi zaman hayalini kurduğunuz saç modeline kavuştuğunuz da istediğiniz sonucu alamıyorsunuz. Buna sebep olan durumu çoğu zaman kuaför hatası olarak değerlendirilebilirsiniz,  oysa saç modelinin yüz şeklinize olan uyumu da çok önemli bir etkendir. Bu yüzden, yüz şeklinize uygun ve kuaför hataları yaşamadan kavuşabileceğiniz saç modelleri ile ilgili sizin için hazırladığımız ipuçlarına bir göz atmanızı tavsiye ederiz.

Yüz Tipinizin Önemi

Tercih edeceğiniz saç modelinin sizi memnun edecek ve güzel gösterecek bir model olması için dikkat etmeniz gereken ilk unsur yüz tipinizdir. Çevreniz de gördüğünüz ve beğendiğiniz saç modelini kendiniz için de hayal ediyorsunuzdur. Fakat beğendiğiniz modelin yüzünüze olan uyumu daha önemli.  Bu yüzden saç modelinizi değiştirmeden önce ayna karşısına geçerek yüz tipinize nasıl bir model seçmeniz gerektiğini keşfetmelisiniz.  Eğer yüz tipinizi tanımaz ve ona göre bir seçim yapmazsanız, güzel fakat sizi hoş göstermeyen saçlara sahip olabilirsiniz.

Doğru bir Kuaför Seçimi

Ne yazık ki sadece yüz tipinize uygun saç modelini belirlemek yeterli olmuyor. Bu modeli elde edebilmek için tercih edeceğiniz kuaförün önemi çok büyük. Her adımda kuaför salonları ile karşılaşmak oldukça mümkün bu yüzden çok tercih edilmiş ve müşteri memnuniyetinin fazla olduğu kuaförleri tercih etmelisiniz.  Ayrıca saç modeliniz köklü bir değişiklik yaratacak ise bunun için uzmanların olduğu bir güzellik salonu tercih etmeniz daha olumlu sonuçlar verebilir.

Kuaförünüzü Mutlaka Yönlendirin

İşinin ehli olduğu söylenen bir kuaför buldunuz zaman bile önleminizi alın ve kendinizi tamamen kuaförün eline bırakmayın. Sadece saç modelini söyleyip kuaförün işi bitene kadar yorumsuz bir şekilde durup izlemeyin. Gözlerinizi kapatıp kuaförün işi bitene kadar beklemek yerine her adımı takip edin.

Kuaförler çoğu zaman işlerine müdahale edilmesinden hoşlanmazlar. Ancak gerektiği zaman sözünüzü söylemekten çekinmeyin. Aksi takdirde istemediğiniz sonuçlar ile karşı karşıya kalabilirsiniz.  Unutmayın kimse saçlarınızı sizden daha iyi tanıyamaz.

Çevredekilerin Yorumunu Dikkate Alırken İsteklerinizden Vazgeçmeyin

Hayal ettiğiniz bir saç modeli var ve yüz tipinize de oldukça uygun olduğunu düşünüyorsunuz. O zaman çevrenizdekilerin fikrine kulak verip kendi isteklerinizden vazgeçmeyin. Elbette ki size fikir verecek olan aile üyeleriniz, arkadaşlarınız ve dostlarınız olacaktır. Yapılan yorumlar ve sunulan fikirleri dinlemeniz bazen size faydalı olabilir.

Fakat model de kararlıysanız ve bunun için gerekli olan işlemler yapılmaya başladığı andan itibaren artık sadece kendi fikrinize odaklanın. Kuaföre gittiğiniz zaman çevrenizdekilerin saç modeliniz hakkında yapacakları yorumlara kulak asmamaya çalışın. O an kuaför salonun da bulunan çalışanlar ve müşteriler sizin nelerden hoşlandığınızı neler ile mutlu olduğunuzu 5 – 10 dakika içerisinde anlayamaz.

Çünkü bazen gerçekten size neyin yakışacağını ve sizi mutlu hissettireceğini bilmeden yorum yapabilir. Bu yüzden unutmamalısınız ki yorum yapanların hiçbiri uzmanlık bilgisine sahip değildir ve yaptıkları yorumlar her zaman iyi sonuçlar vermeyebilir.  Çünkü onların kendileri için tercih ettikleri modeller sizin yüz tipinize ve tarzınıza uygun olmayabilir.

Onun içindir ki size ısrarla söylemek isterim ki başkasının fikrini dikkate alarak yapacağınız saç modelini bittikten sonra size yakışmadığı fark edip aldığınız sonuçtan pişmanlık duymaktan ise kendi fikriniz de kararlı olun.  Çünkü sizi en iyi yine siz tanırsınız. Yukarı da belirtilen hususları dikkate aldığınız takdir de artık saç modelinizi ve renginizi değiştirirken tereddüt etmenize gerek kalmayacaktır.