Kitle İletişim

Kitle iletişim herhangi bir bilginin herhangi bir topluluğa tek yönlü olarak aktarılmasına verilen isimdir. Kitlesel iletişim birçok amaca hizmet eder. Eğitim konuları, bir konu hakkında haber verme, bir konu hakkında reklam veya propaganda yapma kitle iletişime örnek olarak verilebilir. Kitle iletişimin özellikle insan psikolojisi üzerindeki rolü yadsınamaz. Bunun yanı sıra en büyük özelliği ikna edici olmasıdır.

Kitle İletişim Yöntemleri

Kitlesel iletişim özellikle II. Dünya Savaşı’ndan itibaren psikoloji dalında kendine çok mühim bir yer edinmiştir. O dönemde kitle iletişim ikiye bölünmüş; Freud’cular ve Davranışçılar olarak iki toplum tarafından değerlendirilmelere maruz kalmıştır. Freud’cular kitle iletişimi kaynak ve alıcı yöntemine bağlayarak insan hayatının ilk döneminden itibaren süre gelen aile ilişkilerinin tekrarlanması olarak savunurken; Davranışçılar kitle iletişimin, iletişim sürecinin yalnızca ” Uyaran Ve Yanıt ” modeliyle açıklanabileceğini öne sürmüşlerdir. Bu ve bunun gibi düşünce biçimleri yıllardır süre gelmiştir. Farklı düşüncelerin oluşması kitle iletişimin günümüzdeki haline ulaşmasında büyük bir role sahiptir.

Kitlesel iletişim içerisinde rol oynayan beş temel etken vardır. Bunlar: “Kaynak, Mesaj, Kanal, Alıcı ve Hedeftir.”  Kaynak, mesajı gönderen kişiye verilen addır. Kaynak kısmı iletişimin başlamasındaki en önemli etkendir. Bu kısımdan sonra kaynağın bir mesaj sahibi olması gerekir. Mesaj, karşı tarafa iletilmek istenilen şeye verilen addır. Kaynak bir mesaj sahibi haline geldikten sonra ihtiyacı olan şey kanaldır. Kanal, mesajın iletildiği araçtır. Bunu günümüzdeki gibi radyo, televizyon, internet vb. medya araçları üzerinden örneklendirmek mümkündür. Kaynak mesajını ve kanalını belirledikten sonra bir alıcıya ihtiyaç duyar. Alıcı, kaynağın mesajının iletileceği kişi veya topluluğa denir. İletişimin son etkeni ise hedeftir. Hedef, mesaj alıcıya ulaştıktan sonra meydana gelmesi beklenen olaya verilen addır.

Kitle İletişim Özellikleri

Kitlesel iletişimi 5 temel etken üzerinden örneklendirmek gerekirse, buna hemen hemen herkesin evinde bulunan ve çok büyük bir kısmı reklamlardan oluşan televizyonu örnek vermek mümkündür. Televizyonda bir diş macunu şirketinin reklamını izlediğinizi varsayalım. Buradaki kaynak yani mesajı gönderen kişi aslında bu diş macunu şirketinin ta kendisidir. Mesaj kısmında tüketicilere diş macununun  özelliklerini ve neden özellikle bu diş macununu tercih etmeleri gerektiğini anlatırlar. Bu mesajı iletmek amacıyla da televizyonu bu noktada kanal, yani mesajın iletildiği araç olarak kullanırlar. Bu mesajda alıcı olarak tüketici kitlesi, yani seyirci hedef alınır. Son olarak bu diş macunu şirketinin yani kaynağın hedefi ise; reklam yoluyla ilettiği mesajın tüketiciye ulaşıp, bu mesajın onları kendi markalarını tercih etmek üzere etkilemesini sağlamaktır.

Nitekim tüketici televizyonda veya bu ürünün reklamını kendisinden önce görmüş ve denemiş birinin tavsiyesi ile bu ürünün uygun fiyatlı, faydalı veya güzel olduğunu kabul eder, reklamlar sayesinde bu düşünceyi benimser ve ihtiyacı olduğunda mutlaka satın almaya karar verir. Bu örnekte de açıkça görüldüğü üzere kitle iletişimin en önemli özelliği toplum üzerinde ikna edici olmasıdır.

Özetlemek gerekirse, kitle iletişim uzun yıllardır iletişimde çok önemli bir kavramdır. Asıl hedefi, çok sayıda insana aynı mesajı aynı zamanda ulaştırabilmektir. Kitlesel iletişim; kültür, sosyalleşme, siyasal kararlara varma vb. konular açısından ve özellikle günlük bilgi alma ihtiyacını karşılama açısından toplum üzerinde yadsınamaz bir role sahiptir.

Kariyer

Kariyer bilinen anlamıyla, kişinin çalışma hayatı boyunca seçtiği iş kolunda ilerlemesi, tecrübe ve beceri kazanması anlamına geliyor. Gündelik hayatta ise kendini geliştirmesi, meslek, iş hayatı, başarı, kişinin iş yaşamını sürdüğü sürece üstlendiği roller ve bu rollere bağlı deneyimleri kapsayan anlamlardır. Bu tanımlamadan hareketle kariyeri oluşturan olmazsa olmazı ise; Kariyerinizin  geliştirilmesidir.

Kariyer Geliştirme

Çalışan bireylerin iş hayatı boyunca hedeflerine ulaşabilmeleri için yürüttükleri uyum, yetkinlik, yeterlilik ve kendini geliştirme gibi bütün eylemler ve faaliyetlerdir. Kariyeri geliştirmenin 2 alt dalı mevcuttur. Bunlar; kariyeri planlama ve kariyer yönetmedir. Kariyerinizi planlama çalışma hayatında bireyin kendini nerede görmek istediği ve bunun için sahip olduğu bilgi, beceri, ilgi, değer yargıları ve kendisinde var olan güçlü ya da güçsüz yönleri göz önünde bulundurması, çalışma yapısı içinde veya dışında olanaklar belirlemesi, eylem planlarını hazırlaması ve bunları uygulamak için kullandığı süreçtir.

Kariyerinizin yönetimi ise İnsan kaynakları planları ile birlikte sistemin birleştirilmesi, olanakların bu  yollar ile belirlenmesi, kariyeriniz hakkında bilgilerin artırılması için açık iş duyurularının yapılması, çalışan bireylerin performanslarının değerlendirilmesi, astlara uygun danışmanlığın yapılması, iş deneyimlerinin artırılması ve eğitim programlarının düzenlemesini kapsayan faaliyetlerin bütünüdür. Kariyerinizin yönetiminin doğru biçimde uygulandığı organizasyonlarda çalışanın hangi pozisyonda bulunduğu, sahip olduğu başarılar, işlemlerin işleyiş sırasını ve istenilen performansı sağladıktan sonra bireyin hangi pozisyona gelmesi için hangi hazırlıkların yapılması ve hangi özelliklere sahip olması konusunda bilgi sahibi olurlar.

Kariyer yönetimi ile çalışan bireyin motivasyonu artırılarak, kendisinin işinde başarılı ve verimli olması sağlanır ve bu sayede çalışan bireyin çalıştığı birime ve dolayısıyla organizasyona bağlılığı artmış olur. İşte bu yüzden kariyer yönetiminin varlığı çalışan bireye faydası olduğu kadar organizasyon içinde önemli fayda sağlamış olur. Organizasyonlar kariyer geliştirme çalışmaları sayesinde çalışanlarının hangi bilgi ve becerilere sahip olduklarını öğrenirken diğer yandan bu becerilerini geliştirerek yine organizasyon içinde faydalı olmasını sağlar. Bu şekilde organizasyon ulaşmak istediği stratejik hedeflere daha etkili şekilde ulaşmış olur. Bu nedenlerden ötürü organizasyonlara, çalışanlarına iyi bir kariyeri sağlamada önemli görevler düşmektedir.

 

Kalkınma

En genel tabiri ile kalkınma, bir ülkeye ait olan ekonomik ve toplumsal yapının geliştirilmesi, gelişmiş olan çağdaş ülkelere yetişme durumuna verilmiş olan isimdir. İnsanların büyük bir kısmı için ilk önce gayri safi milli hasıla gibi birçok farklı ekonomik terim gelmekte. Lakin bu kavram oldukça geniş bir kavramdır ve her anlamda dikkatli bir şekilde irdelenmelidir.

Niceliksel olduğu kadar niteliksel özellikleri de içerisinde barındırmakta olan kavramda toplumsal değişim anlamlarını da içermektedir. Sosyal alandaki kullanımı da yine aynı başlık altında oldukça dikkatli bir şekilde incelenmesi gereken bir kavram olarak ön plana çıkmaktadır. Bu kavram, ülkedeki fakirliğin azaltılması ve işlendirmenin yaratılması adına gerekli olan çalışmaların yapılması olarak tanımlanmaktadır.

Ekonomik Kalkınma Nedir?

 İnsanların büyük bir kısmı ekonomik büyüme ile ekonomik kalkınma arasında fark olmadığını düşünürler. Ekonomik kalkınmayla, kurumsal ve toplumsal yapıda davranış ve tüketim kalıpları anlamında oluşmakta olan ilerleme ve dönüşüme verilmiş olan tanım anlatılmak istenir. Genel itibari ile ekonomik kalkınma oldukça pozitif anlamda kullanılmakta olan bir ifadedir. Çünkü sürdürülebilir politikaların sonrasında yaşam standartlarında yükselme anlamına gelir.

Böyle olunca belirli bir alanı ilgilendirmekte olan geçim faaliyetleri ile alakalı oluşan olumlu seyre ekonomik kalkınma adı verilmektedir. Ekonomik kalkınmayla toplumsal iyilik betimlenmektedir. Meydana gelmekte olan iyi oranlardaki ekonomik kalkınmayla beraber o ülkede yaşamakta olan insanların mutluluk oranlarında ciddi anlamda bir artış kendini göstermiş olacaktır.

 

Ekonomik Büyüme ve Ekonomik Kalkınma Arasındaki Fark Nedir?

 

Ekonomik büyüme, belirli bir dönemin içinde hizmet ve mal üretiminde ortaya çıkmakta olan artış şeklinde tanımlanabilmektedir. Ekonomik anlamdaki kalkınma toplumsal iyiliğin ifade edilmesini sağlayan bir tanım iken ekonomik büyüme ise piyasalardaki üretkenliğin betimlenmesini sağlayan bir kavramdır.

Çin ve Hindistan bu konudaki farkların incelenmesi adına oldukça etkili örnekler arasında kendine yer bulmaktadır. Bu iki ülke oldukça büyük ekonomilere sahip oldukları ile bilinmektedir. Ancak söz konusu ekonomik kalkınmanın olması gerektiği kadar ilerleme sağlamadıklarını görmek mümkündür. Dolayısıyla büyüme oranları çok iyi olan ülkelerde ekonomik kalkınmanın da iyi olacağı gibi bir durum söz konusu olmamaktadır.

Kadeş Savaşı

Kadeş Savaşı; tarihte bilinen ilk yazılı antlaşmayla sonuçlanan, Hititler ve Mısırlılar arasında Antik Kadeş kenti yakınında yaşanan savaştır.  Savaşın tam tarihi kesin olarak belirlenememekle birlikte; tarihçiler M.Ö 1274 tarihi üzerinde durmuştur. Uzun süren bu savaş sonucunda kesin bir kazanan belirlenememiştir, ancak iki devlet de kendilerini kazanan ilan etmişlerdir.

Kadeş Savaşı- Dönemin Şartları

Hitit Kralı Muvattali, Suriye üzerinde hakimiyet kurmak istemiştir. Mısır Kralı II.Ramses de Suriye sınırları içerisinde kalan Amurru ve Amka topraklarını Mısır egemenliği altına almak istemiştir. Ramses ve Muvattali’nin çıkarları Lübnan konusunda da çatışmıştır. Savaşı Hititlerin daha çok istediği kabul edilse de; Ramses, Suriye’yi fethederek Hititlerin Anadolu’daki hakimiyetini tamamen bitirmeyi hedeflemiştir.

Ramses, Suriye’yi almak adına harekete geçmiştir. Kadeş yakınlarında Hitit ordusu  tarafından  beklenmedik bir saldırıya uğrayan  II.Ramses’in Mısır ordusu geri çekilmek zorunda kalmıştır. Ancak Hitit ordusu, Mısır ordusunun peşinden gidip, yok etmek yerine; şehri yağmalamayı tercih etmiştir.

II.Ramses ise Mısır’a döndüğünde, tarihteki ilk propagandalardan birine imza atmıştır. Ramses, halkın bu başarısızlığı duymasını istemediği için gerçekleri çarpıtarak anlatmıştır. Ramses’in anlatımına göre; askerleri Ramses’i terk etmiştir, yalnız kalan  Ramses bir tanrı olan Amon’a dua etmiştir ve bu sayede Hititleri bozguna uğratmıştır.

Çoğu Mısırlı tarihçi de Kadeş Savaşı’nın anlatımında bu hikayeden yararlanmıştır. Kadeş Savaşı’nı Ramses’in bir zaferi olarak gören Mısırlı tarihçiler kaynaklarında, Hitit askerlerinin bile Ramses’i bir tanrı olarak kabul ettiklerinden bahsetmişlerdir.

Hitit kaynakları ise; savaşın bir galibi olmadığının, Hititlerin istediği ganimeti aldığının altını çizmiştir.

Hitit Ajanları

II.Ramses’in kaybedilen Suriye’yi geri almak niyetiyle askerleriyle Kadeş’e yürüdüğü bilinmektedir. Kaynaklar, Ramses komutasındaki Mısır ordusunun; Amon, Ra, Ptah ve Seth adları verilen bu dört bölükten oluştuğunu söylemektedir. Her bir bölükte 20.000 asker vardır ve 2.000 de savaş aracı bulunmaktadır. Hitit ordusu ise 17.000 asker ve 3.000 savaş aracıyla savaşa katılmıştır.

Dönemine göre oldukça büyük kabul edilen bu savaş, ajanlık sisteminin de kullanıldığı ilk savaş olmuştur. Hitit Kralı Muvattali, Mısır ordusunun içine ajanlar sokmuş ve Mısır ordusunun zaaflarını öğrenip, orduyu manipüle etmiştir. Ajanlık sistemine dair bir diğer anlatım ise; Muvattali’nin, Ramses’in mevzilendiği Kadeş Şehri’ne ajanlar gönderdiği yönündedir. Muvattali’nin kente gönderdiği ajanlar, Hitit ordusunun konumu hakkında yanlış bilgiler yaymış ve şehrin yakınlarında pusu kuran Hitit ordusunun başarı kazanmasını sağlamışlardır.

Kadeş Savaşı’nın Sonucu

Ramses komutasındaki Mısır ordusunun Kadeş yakınlarında pusuya düştüğünden ve Ramses’in geri çekildiğinden bahsetmiştik. Tanrı Amon’un yardımıyla olmasa da yardımcı Mısır kuvvetleri Ramses’in şehrine canlı dönmesini sağlamıştır. Oldukça kanlı geçen bu savaş sona erecek gibi görünmediği için taraflar yazılı bir barış antlaşmasına yönelmişlerdir. Öte yandan Ön Asya’da büyüyen Asur tehlikesi de, bu antlaşmanın imzalanmasında büyük rol oynamıştır.

Kadeş Antlaşması

Kadeş Savaşı’nın sonunda, Hitit ve Mısır uygarlıkları arasında M.Ö 1280 yılında yapılan Kadeş Antlaşması, bilinen ilk yazılı antlaşma olarak tarihi geçmiştir.Kil tablet üzerine kazınmış ve kazınması 4 gün sürmüştür. 3 kopyası mevcuttur ve kopyalardan biri Anadolu Medeniyetler Müzesi’nde bulunmaktadır.

Antlaşmanın metni Hititologlar tarafından çevrilmiştir. Antlaşmanın şartlarına göre; Kuzey Suriye’yi Hitiler alacaktır ve iki devlet de olası bir tehlikle karşısında birbirlerine destek olacaklardır. Deytaylandıracak olursak; iki devletten birinin başına bir tehlike ya da tehdit gelmesi halinde, diğer devlet ona yardım edecek ve savaşa birlikte girecektir.

Kadeş Savaşı’nın ve Kadeş Antlaşması’nın ardından, Hititler ve Mısırlılar arasında şartlar fazla değişmemiştir.Bu da nesnel tarihçilere göre; savaşın sonucunda kesin bir kazanan belirleyememekle birlikte; Kadeş Savaşı’nın bilinen pek çok “ilk”e sahip olduğu anlamına gelmektedir.

Seyit Onbaşı

Seyit Onbaşı Kimdir?

Seyit Ali Çabuk / Seyit Onbaşı Kimdir

Seyit Ali Çabuk ya da bildiğimiz adıyla Seyit Ali Onbaşı, 1889 yılında Eylül ayında Balıkesir’in Havran İlçesine bağlı Çamlık (Manastır) köyünde doğdu. Babası Abdurrahman Bey, annesi Emine hanımdır.

1909 yılında Osmanlı Ordusu’na katıldı. Balkan savaşı patlak verdiğinde savaşmak için balkana gitti. 1. Dünya savaşı başladığında ise Çanakkale Cephesi’nde topçu eri olarak görev almaya başladı. 18 Mart 1918 yılında itilaf devletlerinin donanması Çanakkale Boğazı’nı geçebilmek için taarruza geçti.

Seyit Onbaşı 1. Dünya Savaşındaki Rolü

Taarruz sırasında Seyit Ali Onbaşı Rumeli Mecidiye Tabyasında çarpışıyordu. Türk topçu güçlerinin yoğun karşı ateşi ve Nusret (Asıl ismi Nusrat olan ama zamanla Nusret olarak kullanılan gemi, Malatya Arapgirli Cevat Paşa’nın isteğiyle Osmanlı Donamasın ve Türk Deniz Kuvvetleri’nde hizmete giren mayın dökücü gemi, 1913 yılında Osmanlı donanmasına katıldı) mayın gemisinin döktüğü 26 mayın bu karşı taarruzu püskürttü.

Yapılan yoğun atışlar nedeniyle tabyadaki bulunan topun mermi kaldıran vinci parçalandı ve kullanılmaz hale geldi. Bu durumun farkında olan Seyit Ali Onbaşı 215 kilogram ağırlığındaki top mermilerini sırtlayarak top kundağındaki yerine yerleştirdi.

Seyit Onbaşı Efsanesi

Seyit Ali Onbaşı’nın ilk iki atışta İtilaf devletlerine ait Ocean savaş gemisine hafif derecede zarar verdi. Atılan mermi geminin su kesiminin hemen altına isabet etti ve geminin anında yan yatmasına sebep oldu. Ardında gemi Nusret mayın gemisinin döktüğü mayınlardan birine çarptı. Ocean savaş gemisi bu çarpışmadan kısa bir süre sonra alabora olarak battı.

Bu yüzden komutanı topçu eri Seyit Ali’ye onbaşılık unvanını verdi. Çanakkale savaşından bir gün sonra Seyit Ali Onbaşı’dan tekrar top mermisi sırtında fotoğraf çekilmesi istendi. Ancak Seyit Ali Onbaşı ne kadar derse denesin top mermisini tekrar kaldıramadı. Bunu üzerine Seyit Ali Onbaşı “Yine savaş çıksın, yine kaldırırım” dedi. Fotoğrafı ise ancak tahtadan yapılmış bir mermi ile çekilebildi.

Savaşın sona ermesinin hemen ardından 1918 yılında köyüne dönen Seyit Ali Onbaşı, orduya katılmadan önceki işine yani ormancılık ve kömürcülük işine devam etti. 1934 yılında çıkartılan Soyadı Kanunu ile Çabuk soyadını aldı. Seyit Ali Onbaşı 1939 yılında 50 yaşında verem hastalığından dolayı vefat etti.

Nezahat Onbaşı

Nezahat Onbaşı Kimdir

Nezahat Baysel  ( Nezahat Onbaşı ) Kimdir

Hafız Hâlid Bey ve Hadiye hanımın kızları olarak 1909 yılında doğdu. Annesi Hadiye hanımı 8 yaşındayken veremden kaybetmesi üzerine babası kendisini kimseye emanet edemedi ve yanında cepheye götürdü.

Onbaşı Rütbesinin Veirlişi

Nezahat Baysel ilk kez 1. Dünya savaşı sırasında babası Hâlid bey ile Çanakkale cephesinde savaş ortamıyla tanışmış oldu. Nezahat Baysel babasını alayının İzmit’e nakledilmesi sonucu artık talimlere katıldı ve at binmeyi silah kullanmayı öğrendi. Babası ile birlikte savaşlarda cephelerde yerini alarak çatışmalara katıldı. Bu yüzden kendisine 12 yaşında “onbaşı rütbesi” verildi.

Milli mücadele yıllarında babası Hâlid beyin mühim bir karar vererek emrindeki 70. Alay ile birlikte Anadolu’ya Milli Mücadele’ye katılmaya karar verdi. 70. Alayı Kuvayı Milliye birliklerinin olduğu bölgeye kaçırarak Mustafa Kemal’in emrine verdi.

Mustafa Kemal ve Silah Arkadaşları İle Tanışması

Babası Hâlid beyin yanından ayrılmayan Nezahat Onbaşı, Geyve, Sakarya, Gediz, Birinci ve İkinci İnönü savaşları ile Konya isyanında görev aldı. 1920 yılında askeri kıyafetleri ilk defa üstüne giydi. Cephede Mustafa Kemal Paşa, İsmet İnönü ve Çerkes Ehem ile tanıştı. İsmet İnönü Nezahat Onbaşı’ya “kurmay” unvanı verdi.

Milli Mücadele’nin devam ettiği günlerde Nezahat Onbaşı’nın durumu Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde gündeme geldi. Sırasıyla Bursa milletvekili Emin Bey, kendisine ilk istiklal madalyasının verilmesini tekli etti. Ardından İzmit milletvekili Hamdi Namık Bey çeyiz verilmesini, Tunalı Hilmi bey ise paşalık unvanı verilmesini teklif etti. Teklifler mecliste kabul gördü. Ancak savaş zamanı karşılaşılan durumlar yüzden Nezahat Onbaşı unutuldu. Kedisi de bu konun üzerine fazla düşmedi ve ısrar etmedi.

Evliliği

Savaştan sonra babası Hâlid Bey ile İstanbul’a dönen Nezahat Onbaşı Kumkapı’da açılan Fransız Jan Dark Enstitüsü’ne girdi. Kısa bir süre sonra babasının ikinci evliliği üzerine okul hayatına veda eden Nezahat Onbaşı, Daha sonra Mustafa Kemal Atatürk’ün yaveri olarak görev yapan 1931 yılında Yüzbaşı Rıfat bey ile evlendi. İki kız çocukları oldu. Soyadı kanunu çıktığında çift “Baysel” soyadını aldı.

1974 yılında eşini kaybeden Nezahat Baysel, 1986 yılında Dolmabahçe Sarayı’nda düzenlenen bir törenle kendisine dönemin Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanı Necmettin Karaduman tarafından Takdir Beratı (Şükran Belgesi) verildi.

Nezahat Baysel, 24 Eylül 1994 yılında Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nde vefat etti. Cenaze töreni, askerlerin katılım ile gerçekleşti ve naaşı, Karaahmet Mezarlığı’na defnedildi.

 

Kara Fatma Kimdir?

Kara Fatma Kimdir

Fatma Seher Erden / Kara Fatma Kimdir?

Fatma Seher Erden, bizim bildiğimiz adıyla Kara Fatma, 1888 yılında Erzurum’da doğdu. Eşi Dervişlerden Ahmet Bey’dir. Balkan savaşı patlak verince Subay olan Ahmet Bey ile birlikte savaşa katılarak askerlik hayatını eşi ile birlikte paylaştı.

1. Dünya savaşında ise kendi ailesine mensup dokuz – on kadınla birlikte Kafkas Cephesinde savaştı. Eşi Binbaşı Ahmet Bey’in şehit haberini aldıktan sonra doğduğu şehre Erzurum’a geri döndü.

1919 yılında kongreler düzenlenirken, Mustafa Kemal ile birebir görüşebilmek için Sivas’a gitti. Batı cephesinde Milis Müfreze Komutanı olarak görevlendirilen Kara Fatma, aldığı talimat ile İstanbul’a gitti. İstanbul’daki görevi ise silah, mühimmat ve adam kaçırmaydı. Ancak İzmir’in Yunan güçleri tarafından işgali sonrası İzmir’e geçerek kurtuluş savaşı için savaştı.

Savaşlar, Komutanlık ve Kahramanlıkları

300 kişiden fazla oluşan birliği ile 1. ve 2. İnönü Savaşı, Sakarya Meydan Savaşı, Dumlupınar Savaşı’nda çarpıştı. Büyük Taarruz ’un ilk haftasında General Tripokis’in birliğine esir düştü. Ancak kaçmanın fırsatını bularak tekrar savaş alanına birliğinin başına döndü. Bursa’nın Yunan işgalinden kurtuluşunda birliği ve kendisi önemli rol oynadı.

Bir keresinde, Onbaşı olduğu zamanda neredeyse sadece kadınlardan oluşan birliği ile düşmanın cephe gerisine saldırarak ve aralarında Yunan subayı olmak üzere toplam 25 esir askerle geri döndü.

Kara Fatma, çavuşluk rütbesi ile başladığı askerlik hayatına üsteğmen rütbesi ile veda etti. Askerlikten emekli olduktan sonra maaşını Kızılay’a bağışladı.

İki oğlunu ve eşi savaşta şehit veren Kara Fatma, savaştan sonra kendisi ile birlikte savaşa katılan ve çatışma sırasında elini, akli dengesini yitiren yeğeni küçük Fatma’yı ve çocuklarını sahip çıktı. İstanbul’da bir Rus manastırında yaşamaya çalışırken zamanın tanınmış gazetecisi Mekki Sait Esen kendisini bularak kendisiyle röportaj yaptı. Röportaj 1933 yılında Yedigün Dergisi’nde yayınlandı.

Son yılları ve Ölümü

Yayınlanan röportaj Yurt genelinde geniş yankı uyandırdı. Zamanın Belediye Başkanı Lütfi Kırdar ona Kasımpaşa da bir vakıf evi tahsis ettirdi. Kara Fatma’ya gerekli yardım sağlanmadığı için son yıllarını pekte iyi ve sağlıklı geçirmedi. Geçirdiği rahatsızlık sonrası Darülaceze’ye yatırıldı.

Kars milletvekili Tezer Taşkıran kendisiyle karşılaştığında, çaresizliğini görmüş ve Rize milletvekili Yusuf İzzet Akçal ile birlikte 1954 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne önerge vererek, Kara Fatma için 170 lira aylık tahsis ettirmişlerdir. Kara Fatma’ya, 2 Temmuz 1955 yılında Darülaceze’de 67 yaşında vefat etti. Cenazesi Kasımpaşa’daki Kulaksız mezarlığına defnedildi.