Liken Planus Hastalığı

Liken Planus bir çeşit deri hastalığıdır. Genellikle elde, ağızda, dilde, saçta ve genital bölgede oluşmaktadır. Bu hastalık tehlikeli değildir.

Liken Planus Nedir

Bu hastalığın neden oluştuğu henüz bilinmemektedir. Fakat stres kaynaklı olduğuna dair görüşler vardır. Erkeklerde seyrek rastlanan bu hastalık kadınların 30 yada 50 yaşlarında daha sık karşılaşılır. Liken planus hastalığı çok yaygın bir tür değildir. Aynı zamanda bulaştırıcı özelliği yoktur. Böylece bu hastalığı birinden kapma ya da bulaşma söz konusu değildir. Bu rahatsızlık genetik faktörlerden kaynaklı değildir. Tedavisi mümkün olan liken planus 1 mm ile 1 cm boyutlarda döküntülerden oluşan, kızarıklıklar içeren, kabarık, kırmızı veya mor renkli kaşıntılı bir hastalıktır. Bununla beraber döküntülerde beyazımsı ve gri renkte çizgiler oluşabilir. Vücuttaki leke guruplara ayrılır ve sayıları çoktur. Ellerde ve bacaklarda oluşanlar ise renkleri kahverengine daha yakındır.

Tehlikesi olmayan bu hastalık eğer hemen tedavi edilmezse vücudun diğer bölümlerine sıçrayarak dağılır ve çoğalır. Hatta hastalık ağızda görülüyorsa mutlaka doktora başvurmalıdır. Aksi halde ağız kanseri riski oluşabilir. Hastalıktaki tek belirti kaşıntıdır. Farklı belirtiler taşımaz. 18 ay gibi bir süre içinde tedavisi gerçekleştirilir. Bazı durumlarda bu süreç uzayabilir. Çok sık görülmeyen şikayetler arasında; konuşmada sıkıntı çekmek, tat almama, ani kilo kayıpları, yutkunmada zorluk ve çiğneyememe gibi sorunlarla karşılaşılıyorsa acil olarak doktora başvurulmalıdır. Bunların hepsi çok ciddi etkilerdir.

Liken Planus Kanser Midir

Kronikleşebilen bu hastalığı tetikleyen bazı rahatsızlıklar mevcuttur bunlar; hepatit B, hepatit C, primer biliyer siroz, karaciğer rahatsızlıkları ve diyabettir. Bu hastalıklar aynı zamanda hastalığın şiddetini de artırmaktadır. Çeşitli ilaçlar kullanmakta liken planus hastalığını tetiklemektedir. Örneğin antibiyotik, tansiyon ilacı, nons treoid antienflamutuarlar gibi.

Liken Planus Lekeleri Nasıl Geçer

Elde, ayakta ve bileklerde oluşur. Düz yüzeyi olan kabarcıkları vardır. Vücudun her bölgesinde de oluşan bu hastalık kaşıntılıdır. Bazen tırnaklara varana kadar yayılabilir. Genellikle bacağın ön tarafında daha kalın bir yapıda oluşur. Bazı durumlarda doktorun tavsiyesiyle biyopsi gerekebilir. % 20 oranında hastalık hafif seyirde ilerlerken hiç bir tedaviye gerek kalmaz. Fakat bazen bu süreç 2 yıla kadar uzar. Bu 2 yıl sürecinde lekelerin renginde koyulaşma normaldir. Zamanla düzelecektir.

Tedavi Süreci

Tedavi süreci zor geçen bir hastalıktır. Genel olarak şikayetlerin hafifletilmesi yönünde tedaviler uygulanır. Amaç kaşıntıyı hafifletmek ve dağılmasını engellemektir. İlaç tedavisinde kortizonlu kremler yada antihistinamik uygulanır. Aynı zamanda PUVA adı verilen ışık tedavisi de uygulanmaktadır. Öncelikli olarak cilt uzmanına başvurup tüm tahlillerin yapılması gerekir.

Ağızda görülen liken planus

Deriye oluşan liken planusa nazaran tedavisi daha zordur. Ağız içini yanakları ve dişleri etkilemektedir. Deriye göre ağız içinde daha uzun kalır. Ağız içinde beyaz bir nokta şeklinde oluşur. Fakat hastalığın şiddetlenmesi halinde ağızda ülsere neden olabilir. Hastalık ağızda görüldüğü için mutlaka biyopsi şarttır. Bu sebepten ihmal edilmeden mutlaka doktora başvurulmalıdır. Hastalığı tetikleyen şeylerden uzak durulmalıdır. Alkol ve sigara gibi. Ağızda oluşan liken planus kanser riski taşır. Düzenli kontroller gerçekleştirilmelidir. Doktor tarafından hafifletici ilaçlar önerilir.

Genital Bölge

Genital bölgede çok sık rastlanmayan bu hastalık ağrılı geçmektedir. Yara şekline dönüşebilir. Ayrıca ilişki sırasında acı verir. Kadınların vajinasında görülme olasılığı daha yüksektir.

Tırnakta ve saçta liken planus

Tırnakların düşmesine neden olmaktadır. Tırnakta kırılmalara ve soyulmaları da tetikler. Bu nedenle kalıcı olarak tırnaklar kaybedilebilir. Liken planus saçları etkilediği takdirde keliğe neden olur.

Uzak durulması gerekenler

Domates, baharat, kafein, cips, sigara, alkol ve patlamış mısırdır.

Tarçın

Tarçın defnegiller ailesindendir. 6-12cm boyutlarında ağacı vardır. 2-3 yaşındayken kesilerek kabukları soyulur. Tarçın ağacının çiçekleri ağacın tepesinde dallarda toplu halde bulunurlar. Çiçekler beyaz ve yeşil renge sahiptirler. Tarçın ağacının meyveleri yumurtayı andırır. Yapraklar kahverenginden kırmızıya olgunlaşınca da yeşile dönüşürler. Tarçın bir baharat türüdür fakat yemeklere, şaraplara ve tatlılara katılmaktadır. Hatta meyvesinden kokular, parfümler elde edilirken kozmetik alanında da kullanılmaktadır.

Yetiştirilen Yerler

Tropik iklim şartlarında yetişir. Ülkemizde botanik bahçelerde yetiştirmek mümkündür. Endonezya, Malezya, Madagaskar ve Brezilya da kültür bitkisi olarak üretilmektedir.

Toplanıp Saklanması

2 veya 5 yaşına geldiğinde yerden 50 cm uzaklıkta gövdesinden kesilir. Kütüğüne göre yerden şıvgınlar çıkar. Ve bunların kabukları soyulur. Dış kabuklar atılır ve iç kabuklar kurutulur.

Tarçın Faydaları

Kan dolaşımının hızlanmasına yardımcı olur, iştah açıcı özelliğe sahiptir. Sindirimi kolaylaştırdığı gibi mide bulantısının önüne geçer ve kusma hissini bastırır. Doku ve damar büzücü özelliğe sahiptir. Şekeri önler ve peklik vericidir. Mide problemlerine ve gaz şikayetine iyi gelir.

Tarçın Nasıl Kullanılır

Bir tatlı kaşığı olmak şartıyla demliğe eklenir. Ardından 500 ml su konulur. Suyun kaynamış olması gerekmektedir. 5 ya da 10 dakika kadar demlenir. Aynı zamanda kahvelere tatlılara eklenerek de tüketilebilir.

Tarçının Özellikleri

Antioksidan özelliğe sahiptir. Serbest radikaller tarafından vücudu korumaya alır. İltihap sökücü özelliğe sahiptir. Vücuttaki ödemi atmaya yardımcı olur. Hasar gören dokuların iyileşmesine yardımcı olur. Gut hastalığının tedavisinde yardımcı olarak kullanılır. Kalp rahatsızlığı riskini azaltır. Şekeri dengeler ve obezite, kolesterol, tansiyona karşı savaş açar. İnsülini dengede tutar. Parkinson, Alzheimer gibi nörolojik hastalıkları engeller. Tarçın kanseri engeller. Solunum yolu rahatsızlıklarının önüne geçer ve mantara iyi gelir. Diş rahatsızlıklarını engeller ve ağız kokusunu giderir. Kalsiyum, demir, lif, magnezyum içermektedir. Dikkat eksikliği için oldukça faydalı bir bitkidir. Kilo vermeye yardımcıdır. Bunun nedeni sindirim sistemin çalıştırmasından kaynaklıdır. Bakteriyel enfeksiyonlarla karşılaşıldığında veya gıda zehirlenmesinde tarçının çayı tüketilmelidir. Tarçının cilt üzerinde kolejen üretimini artırdığı gözlemlenmiştir. Sağlıklı bir cilt adına tarçın içerikli maskeler veya pelengler uygulanmalıdır. Aynı zamanda sivilceleri yok etmeye yardımcı olurken saç üzerinde olumlu etkileri gözlemlenmiştir.

Tarçın Zararları

Bütün bitkiler aşırı tüketildiği takdirde kişiye zarar verir. Bu nedenle tarçında ölçülü kullanılmalıdır. Fazla tüketildiğinde vücutta toksit birikmesine neden olur. Prematüre doğuma neden olabilir. Karaciğer rahatsızlığı yaşayan kişiler tarçını dikkatli tüketmelidirler. Bunun nedeni içeriğindeki kumarin oranıdır. Bu oran seylan tarçınlar da daha düşüktür. Kan şekerini düzenler fakat fazla tüketilirse aşırı düşüşe neden olur. Kanı sulandırıcı özelliğe sahiptir. Özellikle kalp rahatsızlığın da pıhtılaşmayı engellediği gözlemlenmiştir. Tarçın alerjisinin seyri burun akıntısı, göz sulanması, göz ağrısı, nefes darlığı, mide sıkıntısı, şişmeler, şok, ciltte tahriş ve hızlı kalp atışları olarak bilinir.

Göbek Eritme

Zamanla aşırı kalorili yiyecek tüketilip bunların yakılmaması sonucu ortaya çıkan yağlar göbek bölümünde toplanarak, göbeğin öne ve yana doğru genişlemesine neden olur. Oluşan göbek nedeniyle günlük hayatta kıyafetlerin dar gelmesi, kıyafetin kötü görünmesi ve öne doğru eğilmede zorluk çekilmesi gibi birçok sıkıntılı durumu ortaya çıkarır. Göbek Eritme yollarıyla bu kötü durumdan kurtulmak mümkündür.

Diyet İle Göbek Eritme

Öncelikle beslenmeyi yoluna koyarak göbek eritme sürecine başlanılır. Beslenme sıklığı, besin miktarı ve kalori miktarı düzene konularak yapılan beslenme, yağ hücrelerinin kümelenmesini belirleyip yağları yakma sürecini hızlandırır.

Vücuda alınması gereken kalori miktarı hesaplanarak, günde yaklaşık 16 saat aç kalıp geri kalan 8 saat için hesaplanan miktarda kalori alınır. Eğer metabolizma hızı yavaşsa gerekli kalori miktarı azaltılır. Ayrıca basit karbonhidratlar, trans yağ bulunan yiyecekler, işlenmiş ve hazır besinler, aşırı seker barındıran şekerli meyve ve suları, içerisinde tatlandırıcı bulunan içecekler göbek oluşumuna neden olduğundan göbek eritme sürecinde kesinlikle kullanılmamalıdır. Bu süreç içinde lif içeren besinler, protein açısından zengin besinler, sebze ve suları, şeker oranı az meyveler ve sağlıklı yağların bulunduğu besinler göbek eritmek için çok önemlidir.

Spor İle Göbek Eritme

Ağırlık antrenmanı yaparak kas kütlesi artırılır, uzun vade sonunda yağların erimesi hızlanır. Yüksek yoğunlukta yapılan kardiyo egzersizleri göbek eritmede yağların erimesini hızlandırır. Hatta egzersiz bitiminden sonra bile yağ yakma devam eder.

Göbek eritme süreci hızlandırılmak istenirse egzersizler aç karnına yapılmalıdır. Uzun yapılan antrenmanın faydadan çok zararı olabilir. Uzun süren egzersizler sonunda vücutta meydana gelen kalori açlığı nedeniyle stres baş gösterebilir.

Yaşam Tarzını Düzelterek Göbek Eritme

Günlük yaşam tarzı direk olarak göbek ve yağlanmayı etkilemektedir. Kalitesiz ve yetersiz bir uyku göbekte yağ oluşumunda neden olur. Alkol tüketimi karın bölgesindeki yağlanmayı aktive ettiğinden dolayı göbek ortaya çıkar. Stres hormonu kortizol direk olarak göbek bölgesinde ki yağlanmadan sorumludur. Günlük hayatı düzene sokmayı başarınca eritme süreci hızlanır.

İnsanda 300’ den fazla fonksiyonu düzenleyen magnezyum kullanımı sayesinde göbek yağları erimektedir. Bu nedenle magnezyum açısından zengin olan muz, soya ve koyu yeşil yapraklı sebzeler tüketilmelidir.

Göbek Eritme İçin Uygulanan Yanlış Yöntemler

Göbek eritme aletleri elektrikli uyarıcılar sayesinde göbekteki yağları erittiği bilgisi doğru değildir. Karın kaslarının kasılması yağların erimesini sağlamaz. Çünkü kasılma esnasında harcanılan kalori miktarı çok azdır.

Bitki üzerinde çıkarılan maddelerin kullanımı yağların erimesini etkilemez. Yalnızca içerisinde kafein ve kapsasin bulunan bitkiler göbek eritme yöntemlerinde çok az etkilidir.

Birkaç gün boyunca aç olarak durmak, sıkılmış meyve suyu tüketmek bedeni yağlardan temizlemez, kilo vermeye yardımcı olmaz.

Yapılan karın egzersizleri sadece karındaki küçük bir kas grubunu içerdiğinden eritme ile ilgili faydası bulunmaz. Sadece karın kaslarının sertleşmesine yardımcı olur. Bu nedenle mekik gibi yalnızca karın kası hareketlendiren egzersiz yerine squat egzersizi yapılarak birçok kası birlikte çalıştırıp eritme süreci hızlanır.

Göbek eritme süreci içerisinde karşılaşılacak sorunlar için doktora başvurulmalı, gerekirse doktor kontrolünde sürece devam edilmelidir. Bilinçsiz ve bilgisizce uygulan yöntemler sonucunda vücut sağlığı bozulur ve tehlikeli durumlar ortaya çıkar.

Iamblichus Kimdir

Iamblichus Hayatı

Suda’ya ve Neoplatonik biyografi yazarı Eunapius’a göre Iamblichus, Suriye’deki Chalcis’de (modern Quinnesrin) doğdu. Zengin ve ünlü bir ailenin oğluydu ve Emesa’nın ataları olarak birkaç papaz kralının olduğu söyleniyor. Özel olarak Yunanca bir isim almadı, ama Semitik adını sakladı.

Eserleri

Sadece küçük felsefi eserlerinin hayatta kalmasına rağmen, Iamblichus’un sisteminin temel ögeleri, 5. yüzyıla ait filozof Proclus’un yazılarında öğretilerine yapılan göndermelerden anlaşılabilir. O, Yunanca, yazdığı eseri Latince adıyla De Mysteriis ( Mısır Gizemler, Açık 1821) anılır. Diğer eserleri arasında: Pisagor Yaşamı Üzerine; Felsefe ya da Protrepticus’a İtiraz; Genel Matematik Bilimi; Nicomachusanın Aritmetiğinde; Aritmetik Teorisi ve İlkeleri bulunmaktadır.

Düşünce ve İşler

Iamblichus, Asur Neoplatonizminin baş temsilcisiydi, ancak etkisi antik dünyanın çoğuna yayılmıştı. İamblichus’un yazılı eserleri, Roma İmparatorluğu’nun Hristiyanlaşması sırasında yok edildi ve sadece bir kısmı hayatta kaldı. On kitap Beş Pisagor Öğretilerinin Koleksiyonu’ndan bir de dahil olmak üzere, günümüze kadar bazı kitapları kalır. Onun yorumları Aristo ve Plato diğer filozofların yazılarında korunur; ve ayrıca alıntılar. Proclus, Iamblichus’un fikirleri hakkında notlar bıraktı ve ona, De mysteriis (On The Mysteries ) ya da Theurgia adlı kitabın yazarı olan yazarına atfedildi. De mysteriis ve Iamblichus’un diğer eserleri arasındaki stil ve doktrin noktalarındaki farklılıklar, bazı araştırmacıların İamblichus’un gerçek yazar olup olmadığını sorgulamasına neden oldu.

İamblichus, önümüzdeki iki yüzyıl boyunca izlenen bir Neoplatonik müfredat kurdu. Platonik diyalogların belirli bir düzende incelenmesini ve onların alegorik yorumlamaları için ilkeleri tanımlamayı önerdi. Platon’un diyaloglarını ilahi ilham olarak gördü; Her diyaloğun çalışmasının, öğrencinin ruhunda belirli bir dönüşümü etkilemesi gerekiyordu.

Görünüşe göre, Iamblichus, Yunanlıların eski geleneklere yeterince saygı duymadığını düşünmüştü.

Neoplatonizm Plotinus tarafından spekülatif bir teori olarak oldukça gelişmiştir. Iamblichus, biçimsel bölünmüşlüklerinin ayrıntılı bir şekilde detaylandırılması, Pisagor sayı-sembolizminin daha sistematik bir uygulaması ve Oryantal sistemlerin etkisi altında, Neoplatonizmin eskiden nostaltonizm olarak kabul ettiği şeyin tamamen efsanevi bir yorumu gibi modifikasyonlar getirdi. Maddeyi yozlaşmış olarak nitelendiren Neoplatonik seleflerinden, maddenin kozmosun geri kalanı kadar kutsal olduğunu ilan ederek ayrıldı. İlahi ruhun maddede yer aldığına ve maddenin en kaba yönlerinin bile bir kutsallık unsuru olduğuna inanıyordu.

Kozmoloji

Monad

Onun Kozmolojisinin merkezinde, Iamblichus üstün anlatılamaz “One” yerleştirilen monad, kimin birinci prensip akıl olduğunu, nous. Mutlak Bir’in hemen ardından, Iamblichus, onunla ‘birçoğu’ arasında akıl yürüten ikinci bir “tek” ikinciyi, akıl ya da ruhun ruhu olan üretici olarak tanıttı . Bu ikisi ilk dyad’ı oluşturdu . İlk ve en yüksek Tek (IUS), Iamblichus tarafından akıl (düşünce alanı) ve anlaşılabilir (düşünce nesneleri) alanlarına ayrılmıştır. Bu üç birim, ruh, ve nous anlaşılır.

Dyad

Bazı akademisyenler, Proclus gibi Iamblichus’un, iki dünya arasında, hem doğanın hem de eş zamanlı olarak birbirlerini ayıran ve birleştiren üçüncü bir küre yerleştirdiğini düşünmektedir . Entelektüel üçlemede, mükemmelleştirilen nüsha ile özdeşleşen Platonic yaratıcısı-tanrı olan Demiurge’a üçüncü bir rütbe verdi ve böylece bir hebdomad yarattı . Plotinus kozmolojisinde, nous aklın aracılığı ile doğayı yarattı ; Iamblichus’a göre, anlaşılabilir tanrıları, bir psişik tanrı üçlüsü izledi.

Doğanın kendisi daha yüksek güçlerin bedenselleşmesiyle sonuçlandığından, bu yüksek güçlerden sürekli bir yükselme etkisi, kusurluyu ve kötüyü iyi bir sonuca dönüştürmek için gerekli yasalara müdahale etti .

Bireysel ruh bir mikrokozm veya kozmosun görüntüsüydü. Aşk (arzu) bir tanrı (Bir’in ilk bebeği) ve evrenin çokluğunu birliğe çeken kozmik bir güç olarak düşünülmüştür. Sevginin çözülmez prensibi “var olan ve var olan her şeyi muhafaza eder ve korur”, ve “… belli bir verimsiz cemaat aracılığıyla bu bağı üreten her şeyi içerir”. Bir nesnenin arzu edilmeksizin arzusu olamayacağından, Bireyin bireysel ruhları somutlaştıran maddi bir evren ve insanı yayması gerekliydi. İnsanların bu nedenle kozmosun yaratılmasında önemli bir rolü vardı.

Plotinus, “Tanrı’ya benzetme” nin, kişinin kendi ilahi doğasının akıl ile mükemmelleştirilmesi anlamına geldiğine inanan putperest dindarlığı tahayyül etmişti. Iamblichus, insanoğlunu ilahîliğe bağlı bir konuma yerleştirdi ve dini pratiklerin “kuşak boyunca tutkulu, saf ve değiştirilemez biçimde doğmuş” adlı insanoğlu haline getirebileceğini söyledi.

Civan Perçemi

Civan Perçemi Nedir

Civan perçemi, antik çağlardan günümüze kadar insanlar tarafından kullanılmaktadır. Civanperçemi sindirim problemleri, iltihap ve cilt yaraları gibi birçok hastalığın tedavisinde alternatif tıp yöntemi olarak kullanılmıştır. Civanperçemi günümüzde daha çok, kadınların regl dönemi ağrılarını azaltmak için kullanılmaktadır. Adet sancısına ve adet düzensizliği olan bayanların başvurması gereken eşsiz bir bitkidir.

17. yüzyılda, civanperçemi çok fazla kullanılan önemli bir bitkiydi. O zamanlarda civanperçemi yapraklar ıspanak gibi tüketilirmiş. Günümüzde sadece çeşitli rahatsızlıkları iyileştirilmesi amacıyla kullanılmaktadır. Civanperçemi, kadınlarda hormonal dengesizlik ve sindirim sistemi tedavisi için kullanılan modern tıp alternatiflerindendir. Bu bitkinin kullanım alanları oldukça fazladır soğuk algınlığı, ateş, menstürasyon problemleri, yeme bozuklukları ve sindirimi tedavisinde eski çağlardan beri kullanılmaktadır.

Civanperçemi türüne göre 5 cm veya 10 cm arasında değişmektedir. Civanperçemi yaprakları tüylü bir yapıya sahiptir ve çiçeklerinin rengi farklılık gösterebilir. Civanperçeminin çiçekleri beyaz veya krem rengi olarak değişkenlik gösterir. Bu bitkiden en iyi şekilde faydalanabilmek için güneş en tepedeyken toplanması gerekir.

Civan Perçemi Faydaları

  • Civanperçemi Cilt Yaralarını İyileştirerek Kanamayı Durdurur; 17.yy dan beri yara tedavisi için kullanılmıştır. Bu bitki içerisinde bulunan kimyasal akidon, kanamayı durdurma özelliğine sahiptir. Civanperçemi doğal bir antiseptiktir, bu yüzden yaraların enfekte olmasını önler. Pek çok şifa merhemlerinin anahtar bileşeni Civanperçemi içerir.
  • Anti-inflamatuar Özellikli Civanperçemi; Boğaz ağrısı, artrit, solunum problemleri ve mide ağrıları gibi birçok hastalığın nedeni olabilecek enflamasyonu sakinleştiren laktonlar içerir. Civanperçemi iltihaplanmanın önlenmesine yardımcı olur.
  • Sindirim Hastalıklarını Tedavi Edici Civanperçemi; Antiseptik ve antispazmodik özelliklere sahip olan civanperçemi, alt bağırsakta sindirim sorunları sonucu oluşan istemsiz spazmları tedavi edilebilir. Sızan bağırsak, ishal, şişkinlik ve mide krampları gibi birçok rahatsızlıkta kullanılabilir.
  • Civan Perçemi Antiseptiktir; Civanperçemi esansiyel yağlar içerdiği bilinen en güçlü antiseptiktir. Doğal bir dezenfektandır ve enfeksiyonlarla mücadele de eşsiz bir bitkidir. Cilt üzerinde bulunan dış yaraları iyileştirdiği gibi aynı zamanda antimikrobiyal özelliğiyle iç enfeksiyonları da engeller.
  • Yara İzlerini Gideren Civanperçemi; Mükemmel derecede yara izi giderme özelliğine sahiptir. Bu nedenle kozmetik endüstrisi tarafından ödüllendirilen bir bitkidir. Civan perçemi sadece iyileşme sürecini hızlandırmaz aynı zamanda yara izlerini de azaltır.
  • Hormon Dengesini Düzenler; Diyete civan perçemi eklemek vücuttaki hormonları dengelemeye yardımcı olur. Hormonal dengesizlik bazen düzenli bir adet döngüsünün düzenini bozar bu durum a amenore denir. Civan Perçemi amenore tedavisinde kullanılabilir.
  • Tansiyonu dengeler; Civan Perçemi vücut kan akışını sağlayan, vazodilatatör ve antiinflamatuar özelliklere sahiptir ayrıca kan basıncını düşürerek sinirleri yatıştırır ve rahatlatır.
  • Civan Perçemi Astım Hastalığına İyi Gelir; Civan Perçeminin oksijen ve kan dolaşımını kolaylaştıran sakinleştirici özelliği vardır. Solunum sistemi için de aynı etkiye sahiptir. Ayrıca cıvan perçemi, astım semptomlarını hafifletir ve bronşları açar.

Civan Perçemi Nasıl Kullanılır

Prof. Dr. İbrahim Saraçoğlu kadınların regl sancılarını ve rahim kanserinden korunmaları için günde iki defa cıvan perçemi çayı içmelerini öneriyor.
Saraçoğlu yumurtalıklarda meydana gelen iltihaplanmaya cıvan perçemi bitkisinin iyi geleceğini ve iyileştireceğini söylüyor.

Aynı zamanda Saraçoğlu karaciğer yağlanmasının cıvan perçemi kürü içilerek tedavi edilebileceğinizi söylüyor.

Civan Perçemi Kürü

1 tatlı kaşığı cıvan perçemi  1 su bardağı kaynar suyun içinde kısık ateşte 4 dk demlenir. Soğuyunca süzülür bir hafta boyunca akşam yemeklerinden 2-3 saat sonra içilir daha sonra herhangi bir şey yiyip içilmez.

Psikoloji

Psikoloji Nedir

Psikoloji; İnsan ve hayvan davranışlarının altındaki zihinsel süreçleri ve aklını inceleyen bilim dalıdır. Zihinsel süreçler; düşünme, hatırlama, hissetme gibi içsel olgulardır. Psikologlar konuşmak veya hareket etmek gibi gözle görülebilir davranışları değil; duygu, algı, rüyalar, motivasyon, tutum gibi soyut ama dolaylı olarak ölçülebilen davranışlar üzerinde de çalışmaktadır. Davranışlar ve zihinsel süreçler sadece göz kırpmak kadar basit yada en zor matematik problemleri çözmek kadar karmaşık olabilir. Yani insanların yaptıkları, düşündükleri, hissettikleri hatta bedensel fonksiyonlarını sürdürmelerini sağlayan biyolojik aktiviteler bile psikoloji biliminin çalışma alanı içine girmektedir. Psikoloji davranışların nedenlerini, biyolojik ve genetik yönde değerlendirir, bu disiplin davranışların oluşumunda hangi duygulan, sosyal, gelişimsel faktörlerin devreye girdiğini anlamaya çalışan bilim dalıdır. Psikoloji insanların dünyayı nasıl algıladıklarını, dünyaya nasıl tepkiler verildiklerine bakılan, insanlarla nasıl ilişkiler kurduklarına, insanın düşünce tarzını , neler hissetliklerini, nasıl davrandıklarını sorgular. Psikolojinin yöntemi bilimseldir; kişilerle veya gruplarla olan problemleri çözerken odakladığı bilgi bu noktadır.

Psikolojinin Temel Yaklaşımları

Yapısalcılık: Yapısalcılığa göre insan kendi duygusal durumunu ve zihinsel süreçleri kendisinin test edebileceği belirtilmiştir. Yapısalcılıkta içsel duygular, sezgi ve düşünce gibi terimler üzerinde yoğunlaşmıştır. Bunların iç gözlem ( içe bakış) yöntemi ile olabileceğini belirten Titchener, bireyin kendini incelemesi ve olaylar karşısındaki kendi hissettikleri, aklına gelenleri dile getirmesi şeklinde belirtilen yöntemdir.

İşlevselcilik (Fonksiyonalizm): Yapısalcılığa tepki olarak ortaya konulan işlevselcilik, yapısalcıların zihnin sadece yapısı üzerinde durduğunu belirtmiş olduğunu ve zihnin yapısından daha çok işlevinin önemli olduğunu belirtmiştir. İşlevselcilik; zihin nasıl çalışır, ne yapar sorularına cevap arar. Algılama, düşünme ve öğrenme süreçleri gibi zihinsel süreçlere işlevselcilik önem verir.

Yapısalcılık içsel duygulara önem verir, işlevselcilik zihinsel süreçlere önem verir.

Davranışcılık: Zihnin doğuştan boş bir levha olduğunu her şey çevrenin etkisiyle şekillendiği savunulmuştur. Davranışı uyaran ve tepki ikilisini inceleyen John Watson öğrenme sürecini de ödüllendirme koşuluna bağlı olduğunu açıklamıştır. John Watson yapısalcılığı ( içe bakış) reddetmiştir.

Psikoanalitik Yaklaşım: Davranışları cinsel iç güdülerin ve toplumsal baskıların oluşturduğunu bilinç dışı etkilerin neden olduğu savunulmuştur. Sigmund Freud, insanların iki temel dürtüsü olduğunu cinsellik ve saldırganlık ve bu dürtülerin toplum tarafından kabul edilmediği için bilinç dışına itildiğini savunmuştur. Psikoanalitik insanın doğuştan kötü ve bencil olduğunu belirtmiş, genellikle davranış bozukluklarının üzerinde durma ve tedavi etmeyi odaklamıştır.

Bilişsel Yaklaşım: İnsanın dışarıdan yönlendirilerek ilerleyen varlık olmadığını tam aksine çevresindeki uyarıcıları algılayan, bunları işleyen, böylece çevresinde olanları anlamlandırabilen bir varlık olarak belirtmiştir. Bilişsel yaklaşımdaki temel anlam bütünselci olmaktır. Davranışçı yaklaşımın aksine zihinsel süreçlere önem verilmiştir. Bu nedenle insanların davranışları uyarı ve tepki bağıyla açıklanması mümkün değildir.

Bütüncül (Gestalt) Yaklaşım

 Bir bütün kendini oluşturan parçaların toplamında farklı ve daha büyüktür, bir parça bütünün içerdiği özelliklere sahip değildir.

Olgunlaşma Yaklaşımı: Bireysel farklılıklarda dahil olmak üzere gelişimi etkileyen temel nedenin genler olduğu savunulur. Gelişimin biyolojik bir sürek olduğu belirten Gessel’ e göre gelişim olgunlaşma tarafından yönlendirildiğini belirtmiştir.

Hümanist( İnsancıl) Yaklaşım: İnsan kendi davranışlarını örgütleyebilen, denetleyebilen, potansiyelini kendi kendine ortaya çıkarabilen özgür bir varlıktır. Carl Rogers ve Maslow bu yaklaşımın savunucularıdır. Freud un aksine insanın doğuştan iyi bir canlı olduğuna inanılır. Hümanist yaklaşım her insanın tek ve benzersiz olduğunu belirtir, seçme şansı olan, kendini gerçekleştirmeyi temel alan varlıklardır.

Biyolojik Yaklaşım: Çevresel değişiklikler nörokimyasal olayları etkileyerek davranışlarda nörokimyasal değişiklikler ortaya çıkabilir. Mayer ve Donald O Hebb in ortaya çıkarmışlardır. Biyolojik yaklaşım kalıtım oluyla insanlara geçtiğini savunur.

Töton Şövalyeleri

Töton Şövalyeleri kökeni, 1198’de “Aziz Andreas Alman Kardeşleri’nin” bağımsız bir Alman şövalyelik düzeni olarak Papa tarafından tanınmasına kadar uzanabilir. Yukarıda bahsedilen diğer şövalye Düzenleri gibi, Teutonik Şövalyelerin kökeni; Haçlılar tarafından yönetilen ve Kudüs’te 12. yüzyılın başlarında Alman Haçlılar tarafından kurulan bir hastanenin oluşumuna kadar uzanabilir. Bu insanlar bir dini düzenin ve bir şövalyenin görünüşte farklı özelliklerini birleştirdi. Zamanla, Töton Şövalyeleri siyah bir haçla süslenmiş beyaz sürüngenleri tarafından kolayca tanınacaktı.

Ortadoğu’dan Transilvanya’ya, İtalya’dan Baltık’a dağılmış kalelerin de sahipleri Töton Şövalyeler “savaşçı keşişler” olabiliyordu. Bunlar hem idari merkezler hem de manastırlardı. Onların mülklerinin çoğunu kendi aralarında paylaşmaları gerekiyordu. Özellikle kendilerini Meryem Ana’ya adamış olsalar da, Keşişler ayrıca Aziz Paul’u koruyucu aziz olarak görürlerdi. Bu düzene üyeliğinin büyük çoğunluğu Almanya’dan ve Kutsal Roma İmparatorluğu’nun diğer devletlerinden geldi. Düzenin içinde bir tür sınıf bölüşümü de vardı: tam kardeş, barış çırakları, yaya askerler, rahip olan üvey kardeşler vardı. Bu üvey kardeşler, tam erkek kardeşin beyaz giysileri yerine, giydikleri siyah haçlarla birlikte gri örtüleri ile de ayırt edilebilirdi. Ayrıca, Töton Şövalyeleri Avrupa’nın her yerinden gelen paralı savaşçıları da cezbetti. Ayrıca, savaşçı keşiş, ticaret ağlarını yönettikleri alanlarda düzenlemekten sorumluydu. Orta Doğu, Batı Avrupa ve hatta Rusya ile geniş çaplı ticari temasları vardı. Bu ticari temaslar, kayda değer bir servet biriktirmesine izin verdi. Almanya’da silah ve zırh üretiminin genişlemesinden de sorumlulardı.

Savaşın Arka planı

Töton Şövalyeleri kuruluşundan yüz yıl sonra Filistin ve Küçük Asya’da Acre liman kentinde büyük bir holding de dahil olmak üzere birkaç kale inşa etti. Diğer Haçlı şövalyelerinde olduğu gibi, yetersiz insan gücü Kutsal Toprakları Hıristiyan kontrolü altında tutma çabalarını engelledi; 1291 yılına kadar, bu mülklerin neredeyse tamamı bölgenin İslami yöneticileri tarafından yeniden ele geçirildi. 1211 yılına gelindiğinde, Güneydoğu Avrupa’da, günümüz Romanya’nın nosyonunu genişletmek isteyen Kral II. Michael’ın emriyle haklar ve topraklar verildi. Töton Şövalyeleri, Almanya’dan göçmenlere, özellikle de daha önce böyle bir sınıfın bulunmadığı Slav toplumunda orta sınıf kurmuş olan Saksonya eyaletine göç etmişlerdir. Şövalyeler, Türk Kıpçak kabilelerine karşı başlattığı ilk başarılı seferlere rağmen, 1225’te Macar hükümdarı Alman Haçlılarını sınır dışı etti. Teutonic Order liderliği, çabaları için yeni bir alan bulmaya karar verdiler. Doğu Baltık’ta mükemmel bir yer buldular. Katolikçiliğe – Prusyalılar, Litvanyalılar ve Estonyalılara – dönüşecek putperestlere ek olarak, ekonomik fırsatlar da bolca bulundu. Dahası, Şövalyelerin kendi başlarına alabilecekleri, gelişmemiş geniş araziler vardı. 1280’lerde, düzen, daha önceki putperest Prusyalıları fethederek, geçici imparatorluklarının çekirdeğini oluşturdu.

Peipus Gölü Savaşında Töton Şövalyeleri

Töton Order’un varlıkları Livonia’ya (bugünkü Estonya ve Letonya) kadar genişledi. Novgorodlular’ın Ruslar’la doğrudan çatışmaya girmesiyle Doğu Ortodoks Novgorod larının yanında savaşa girerler. Bu savaş nihayetinde, 1242 yılının Nisan ayında, Prens Alexander Nevsky’ye karşı, “Buzda Muharebe” adlı meşhur savaşı ile son bulur. Bu savaşı kaybetmesine rağmen, Töton Şövalyeleri, Samogitia vilayetinin Prusya ve Livonya’daki topraklarını birbirinden ayıran pagan Grand Duchy Litvanya’ya yöneldiler. Sonraki 170 yıl boyunca, Düzen Litvanya bölgesini kontrol altına almak için her türlü çabayı gösterecekti.

Polonya’daki Büyük Sorun

1385’te, Litvanya Büyük Dükü Jogaila, Polonya’nın 11 yaşındaki Kraliçe Jadwiga temsilcilerinden bir evlenme teklifini kabul etti. Sonuç olarak, Jogaila Hıristiyan oldu. Litvanyalıları da böyle yapmaya zorladı ve bir yıl sonra gerçekleşen Töton Şövalyelerinin en korkunç düşmanlarını tek bir tüzel kişilik içinde birleştirdi. Jadwiga 1399’da doğumdan bir ay sonra öldüğünde, Jogaila (Jagiello olarak da bilinir) Polonya’nın tek yöneticisi oldu. Evlilikten hemen sonra Teutonic Order, Jogaila’nın dönüşümünün samimiyetine şüphe uyandıran durumlara itiraz etti. Buna ek olarak, Jogaila’nın kuzeni Vytautus, Litvanya’nın tek Büyük Dükü olmak için bir iç savaşa başladı.

Töton Şövalyeleri, Polonya-Litvanya birliğini kırmak için küçük bir çaba göstermeye devam ettiler. Son olarak, Samogitia eyaletinin mülkiyeti üzerindeki 1409 çatışmasında, Düzen ile Polonya-Litvanya krallığı arasında açık bir savaş başlatıldı. Kral Jogaila ve Büyük Dük Vytautus ortak bir komuta kararında anlaştılar ve Teutonik Şövalyeleri, iki kuvvetin Prusya’daki Düzen’in ana kalesi olan Marienburg’a inecekleri zamanları tahmin etmelerini sağlayacak bir stratejiyi ortaya çıkardılar. Her iki taraf da çeşitli Avrupa ülkelerine parasal ve doğrudan askeri yardım arayan bir diplomatik tebliğ gönderdi. Baskınlar ve karşı saldırılar birkaç ay içinde gerçekleşti.

Savaşa Doğru

Sonunda, 1410 yılının Haziran ayında, Polonya ve Litvanya güçleri Teutonic Şövalyelerinin topraklarında birleşmeye başladı. Birkaç kasaba saldırıya uğradı, birkaç Teutonic kalesi alındı ve Şövalyeler artık iki alemin işbirliği yaptığını biliyordu. Düzen Büyükelçisi Ulrich von Jungingen, güçlerini bir araya getirdi ve düşmanıyla buluşmak için yürüdü. 14 Temmuz’da, Töton Şövalyesi ordusu, Grunwald ve Polonya-Litvanya güçlerinin kamplaştığı Tannenberg kasabaları arasında büyük bir ovaya yaklaştı.

Savaş Dispozisyonları

İki ordu için rakamlar çeşitli tarihçiler tarafından tahmin edildi. Polonya-Litvanya ordusu için en çok kabul edilen rakamlar 39.000-42.000 idi. Polonya-Litvanya Birliği Ordusu içinde Çek kuvveti dahilindeki Hussite Savaşları’ndan (1419-1434) meşhur Jan Zizka bulunuyordu. Düzen için toplam asker miktarı; 27.000-30.000’dir. Savaş, günümüz Polonya’sında, daha sonra Teutonic düzeninin topraklarında gerçekleşti. Burası Grunwald köylerinin ve Tannenberg’in yakınındaki akarsular, bataklıklar ve ormanlarla çevrili geniş bir ovadır.

Tannenberg Savaşı: İlk Aşama

Kaynaklara göre, 15 Temmuz 1410 sabahı erken saatlerde, her iki taraf da savaşa başlamak için ilk adımı atmaya istekli değildi. (Bazı kaynaklar bunun Polonyalı kral Jagiello tarafından hesaplanan bir strateji olduğunu söylüyor: Almanların zırhlarındaki sıcak güneşte durmasını, susuz kalmasını ve yorulmasını sağlamak. Ancak o zaman Birlik ordusu saldırıya geçecekti.)

Grunwald Savaşı

Çatışma saat 9: 00’da başladı ve her iki taraf da rakiplerinin alanlarına girmeye çalıştı. Ancak, bir yağmur fırtınası meydana geldi (çeşitli şekillerde “hafif bir yağmur” ya da “ağır bir fırtına” olarak tanımlandı), her iki tarafın barutunu savaşın geri kalanı için işe yaramaz hale getirecek kadar hafifti. Litvanyalı boyarlar ve hafif süvari, Tatar at okçuları ile birlikte, topçuları da geride bırakan keskin ama görünüşte kısa bir kavgadan sonra Teutonic piyadelerini yendi.

Tatarların geri çekilmesinden kısa bir süre sonra, Düzen’in merkezinde bulunan Grandmaster von Jungingen, ikinci Teutonic Şövalyeleri hattının geri kalanını Polonya’nın merkezi ve sol kanadının ilk çizgisine karşı genel bir ilerleme kaydetmesini emretti. Bazı kaynaklar, iki tarafın birbirleriyle çarpıştığı ve bir araya geldikleri zaman, sesin kilometrelerce öteden duyulabileceğini söyledi. Emrinin sol kanat süvarisinin geri kalanı Litvanya kuvvetlerini geri çekmeye başladı. Vytautus, durumu istikrara kavuşturmayı umuyordu, ancak Teutonic ağır süvari ve paralı müttefikleri, Litvanyalıları ve onların takipçilerini yavaşça geri itti.

Tannenberg Savaşı: İkinci Aşama

Polonyalı kuvvetler, Kraków Chamberlain’nin komutası altındaydı ve piyade rezerviyle birlikte arkada Kral Jogaila ile birlikte. Sürekli saldırı altındaydı. Chamberlain’in bayrağı -ordunun standardı olarak işlev gördü- Almanlar tarafından ele geçirildi. Polonyalı kralın katledildiğini ve savaşın kazanıldığını düşünerek, Teutonic süvarileri yenilenmiş bir güçle ilerlemeye başladı. (Neredeyse tüm kaynaklar, savaşın bu noktasında, Alman şövalyelerinin şarkı söylemeye başladıklarını söyler, ”Mesih is erstanden” (Mesih yükseldi)), Muhtemelen Düzen’in bir tür zafer marşı. Ancak kriz, ikinci hattaki Polonyalı takviyeleri bayrağı tekrar ele geçirdiğinde ve Polonya hattını bir kez daha dengelenir.

Grunwald Savaşı: Tannenberg, Son Aşama

5-6 saatlik acımasız savaştan sonra, savaş doruğa ulaştı. Şaşırtıcı bir şekilde, her iki ordunun sağ kanatları ağır baskı altında ve zorla geri çekiliyordu. Teutonic Grandmaster, zarların son atışı için umuduyla, 15 ve 16 sancaklar arasındaki tüm süvari rezervlerini, sol tarafa konuşlandırmaya ve saldırılara buradaki saldırılara katılmaya hazır olmasını emretti. Bu Alman sancaklarından biri Kral Jogaila ve Polonyalı piyade rezervinin saklandığı yere yakındı. Kral hızlı bir şekilde onun sancağını emretti, pozisyonunu vermekten kaçınmaya çalıştı. Ancak bir Alman şövalyesi bunu gördü ve Polonyalı hükümdarına saldırmak için ormana gönderildi. Jogaila tarafından hızla kazanılan bir düello gerçekleşti. Aynı zamanda Polonya merkezi, Teutonic merkezinden geçti. Polonya merkezinin bölümleri hem Alman sağını hem de merkezini kuşattı. Şimdi, Töton Şövalyeleri ordusu iki parçaya ayrıldı ve her bir parça çevrildi. Almanların çoğu panikledi, ordularını parçaladılar. Gözlerinin önünde dağılmakta olan kuvvetini gören Grandmaster von Jungingen, çarpışmayı emretti. Tötonik Düzen kuvvetlerinin kuşatılmasıyla, Almanlar ve müttefikleri tüm umutlarını yitirdi. Birçoğu toptan firara başladı. Savaşın son aşamalarında, Teutonic Grandmaster, düşman piyadesi tarafından kuşatıldı, atından alındı ve öldürüldü. Bazı Almanlar ve müttefikleri, Grunwald kasabası yakınlarındaki kamplarına geri çekildi. Alman ordusunun kalıntıları galip Polonyalı ve Litvanyalıların saldırısını beklemek için Marienburg’un başkentine çekildi.

Sonrası

Son kayıplar biraz spekülatif, ama Teutonic Order güçlerinin neredeyse tamamen yok edildiğini biliyoruz. Resmi Düzen kayıtları, yaklaşık 8000 kişinin öldüğü ve 14 bin tutuklu olduğunu yazar bir başka esir sürdü. Mahkumların çoğu, şövalyeler olmadıkları için serbest bırakıldı ve bu nedenle fidye değmezdi. Bir batı paralı asker Holbracht von Loym, 62 kilo gümüş karşılığı bir fidye ödemek zorunda kaldığını bildirdi. Tarihsel kaynaklara bağlı olarak, savaşta 200 ila 400 Teutonic kardeş şövalyeleri öldürüldüğü düşünülmektedir.

Polonya-Litvanya kayıpları yaklaşık 5000 kişi öldü ve 8000 kişi daha yaralandı. Birlik ordusu daha sonra Prusya boyunca çeşitli Alman kalelerine saldırdı. Bazıları savaşmadan teslim oldu, ancak Marienburg’daki başkentleri, düşmanları 19 Eylül’de ayrılana kadar 55 günlük bir kuşatma geçirdi. Barış, 1411 Şubat’ına kadar, Peace of Thorn’da gerçekleştirilemedi.

Plotinus Kimdir

Plotinus Hayatı

Tıpkı antik filozofların çoğunun, Plotinusun yaşamı hakkında çok fazla şey bilmediği gibi, onun öğrencilerinin Porfirinin kendisi üzerinde bir biyografi yazmış olmasından dolayı, onun hakkında, diğer antik filozoflardan daha çok şey biliyoruz. Plotinus 204 veya 205’de Mısır’da Lycopolis’te doğdu. 20’li yılların sonlarına doğru felsefe hakkında daha fazla bilgi edinmek için İskenderiye’ye taşındı. Ammonius Saccas ile tanışana kadar hiçbir öğretmenin öğretisinden memnun değildi. Yeni kurulan öğretmeni altında çalışmaya başladı ve ayrıca Aphrodisias, Numenius ve çeşitli Stoacıların Alexander’ın felsefi eserlerinden etkilendi.

Plotinus Felsefesi

38 yaş civarında, yaklaşık on bir yıldır İskenderiye’de çalıştıktan sonra, felsefi merakını Pers düşünürleri ve Hintli filozoflardan almaya karar verdi. Yeni arayışında, 243’te, Pers’i ele geçirmek için görevlendirilen III. Gordian ordusuna katıldı, ancak ne yazık ki başarısız oldu ve Gordian’ın ölümünden sonra bölgeden ayrılmak zorunda kaldı, bu yüzden Antakya’ya kaçtı. Roma’ya varması üzerine, öğrencileri almaya başladı ve şehirdeki etkisi kısa süre içinde hem profesyonel filozoflar hem de diğer entelektüeller arasında çok büyük oldu. 40 yaşına gelindiğinde, Plotinus, Roma’ya geldi ve şunları içeren bir daire oluşturdu: Porfir, Toskana Amelius Gentilianus, Senatör Castricius Firmus, İskenderiye Eustochius, Zoticus, bir eleştirmen ve şair, vb.

Roma’da kraliyet ailesi arasında da ünlü oldu; İmparator Gallienus ve eşi Salonina’nın hayranlığını kazandı. Ayrıca, Campania’da terk edilmiş bir yerleşimin yeniden inşası için çaba sarf etti ve “Filozoflar Şehri” olarak adlandırdı.

Plotinus, Platon’un en önemli eleştirmeni ve yorumcusu ve dolayısıyla Neo-Platonizm’in kurucusu olarak kabul edilir. Aynı zamanda sadece Platon’un değil, Stoacılar ve Neo-Pisagorların da etkilediği gerçek bir düşünürdü.

O, eudaimonia’nın (mutluluk) sadece bilinç içinde ulaşılabilir olduğu fikrine öncülük eden ilk kişiydi.

Plotinus Dokuzluklar

Son günlerini Campania’daki arkadaşı Zethos’ın mülkü üzerinde tecrit ederek geçirdi. Sonunda Eustochius ona katıldı ve 66 yaşındayken, imparator II. Claudius ‘un saltanatının ikinci yılında 270’de öldü.

Plotinus serleri

50 yaşına kadar yazmaya başlamamıştır. Enneads adlı eseri, en ünlü öğrencisi Porphyry’nin ölümünün ardından 30 yıl sonra düzenlenmiş ve yayınlanmıştır. Siyaset teorisi haricinde, dokuz felsefi ve altı felsefi düşünce dizisi ile ilgilenen altı gruptan oluşuyor. Ennead 1 etik ve estetik ile ilgilenir; Enneads 2 ve 3 fizik ve kozmoloji ile ilgilenir; Ennead 4 psikolojiyi ele alır; ve Enneads 5 ve 6 metafizik, mantık ve epistemoloji ile ilgilenir. Bu denemelerin tarzı son derece kişiseldir – bazen parlak, bazen belirsizliğin özü – ancak her zaman Plotinus’un keskin ve hassas aklının büyüleyici ve göstericisidir.

Falkirk Savaşı

Falkirk Savaşı ve ardından geçekleşen Bannockburn Savaşı ile İskoçya Bağımsızlık Savaşı adım adım ilerlediği iki önemli savaş olarak bilinir.

Falkirk Savaşı

İskoç İsyanları 1297

Edward tarafından atanan yeni İskoçya Hazinesi Hugh Cressingham, İskoç halkının desteğinden yoksun olması nedeniyle vergileri yükseltmeyi çok zor buldu.

Savaş, Edward’ı ve Batı Adalarındaki MacDonalds’ı destekleyen MacDougall ailesi arasında patlak verdi. Aynı zamanda Robert Wishart, Robert Bruce ve James Stewart tarafından yönetilen İskoç asillerinin isyanı, İskoçya’nın güney batısındaki patlak verdi.

Soylular 12 Temmuz’da Irvine’de hızla teslim olmasına rağmen, William Wallace ve Andrew Moray liderliğindeki isyancılar daha başarılı oldular.

İskoçya’nın kuzey doğusunda Andrew Moray

Andrew Moray Dunbar Muharebesi’nde Kral John için savaştıktan sonra yakalanmıştı ancak İngilizlerin kontrolü altındaki Black Isle’de Avo’daki ailesinin topraklarını bulmak için kaçtı.

Andrew Moray, Kuzey’de direnişe liderlik etti. Moray bir gerilla savaşına yol açtı. Daha sonra güneye William Wallace’la güçlerini birleştirdiği Dundee’ye taşındı.

Savaş Giden Yol

1298 yazında, Edward yine kuzeyde İskoçya’ya doğru yürüdü.

Wallace, İngiliz ordusunu eve dönmeye zorlamak için İngiliz ordusundan gizlenerek bölgedeki yenebilir şeyleri ve evleri tahrip ederek direk bir savaştan kaçınmaya çalıştı.

Ancak, Edward’a İngiltere’ye dönmeyi düşündüğünde, Wallace’ın ordusunun Falkirk’e yakın olduğu hakkında bilgi aldı.

Ayrıca Wallace’ın bu noktada durmasını şöyle açıklayabiliriz; ordusunun saklanmaktan bıkmış olması olasılığı bir başka konuyla da ilgilidir. Eğer Wallace İskoçya’nın kontrolünü elinde tutacak olursa, ortak askerlerin desteğine ihtiyacı olacaktı.

İki ordu, 22 Temmuz 1298’de Falkirk’de karşı karşıya geldi.

Falkirk Savaşı

Wallace’ın kuvvetleri, I. Edward’ın ordusuna karşı sayıca çok azdı, bu yüzden adamlarını mümkün olduğu kadar savunma pozisyonunda yerleştirdi.

İngilizlerle yüzleşen Wallace, adamlarını dört sıra olarak pozisyon aldırdı. İskoç okçuları, bu sıraları savunacak ve İskoç süvarileri tarafından her iki kanat da savunulacaktı. İskoçların önünde, İngilizlerin geçmesi zor olacak yumuşak, sert bir zemin vardı. Ancak İngiliz ordusu İskoçlar için çok güçlüydü. İngiliz süvarileri ilerleyerek, İskoç süvarilerini savaş alanından sürdüler. Böylece daha sonra İskoç okçuları da bunlar tarafından yenilir. Süvari ya da okçuların koruması olmadan, İskoç şiltronları savunmasızdı. İngilizler yeniden saldırınca, düzenleri bozuldu. Ve İskoç ordusu katledildi.

Savaşın Sonuçları

Bu, İskoç ordusu için ezici bir yenilgi oldu. William Wallace savaşı atlattı ve kaçmayı başardı, ancak daha sonra İskoçya’nın Koruyuculuğundan istifa etti.

IV. Ptolemy

IV. Ptolemy İktidardaki Durumu

IV. Ptolemy , MÖ 222 yılında, Mısır adı Iwaennetjerwy-menkhwy Setepptah Userkare Sekhemankhamun’u kullanarak tahtını aldı. Bu isim, “Faydalı Tanrılar’ın Varisi, Ptah’ın Seçkisi, Güçlü, Re’nin Ruhu, Amun’un Yaşayan Görüntüsü” anlamına gelir. ”

Bu sırada Mısırlılar, eski firavun geleneğini yeniden kurmayı ve kültürel çekim merkezini Memphis’e kaydırmayı amaçlayan bir dizi şiddetli ayaklanma üretmek için sadece tepede bir kontrolün zayıflamasına ihtiyaç duyuyorlardı.

IV. Ptolemy’den itibaren, hanedanların yurtdışındaki prestijleri azalması, saraydaki yönetimin zayıflamasıyla eşleşti, ancak sabit hanedan entrikaları, azınlık kayıtları, askeri terslikler ve ekonomik krizlerin, sistemin çöküşünden birincil olarak sorumlu olup olmadığına karar vermek zordur. Ancak her halükarda, genel olarak Ptolemy’nin servetleri gibi kraliyet gelirleri azalmaya başladı.

Öncüllerinden farklı olarak, Ptolemy, kendisini yüksek memuriyete sokan ve kralın vazgeçilmezi olduğundan emin olan bir İskenderiye Yunanlı Sosibius tarafından yardımsız bir hayat sürdü.

Tarih, onu çoğunlukla danışmanları ve kadınları tarafından büyük ölçüde domine edilen bir kişi olarak görmektedir.

Suriye’de III. Antiochus’un Mısır İçin Planları

O zaman, Suriye’nin III. Antiochus’unun, Mısır’ın zayıf kralına dair istihbarat kaynaklarından duyduğu şüphesi, dördüncü Suriye savaşı sırasında Mısırlı vassal şehirleri ele geçirmeye başladığı zaman başlamış gibi görünüyor.

IV. Ptolemy’in babası tarafından çekilen Seleucia-in-Pieria limanını ele geçirdi ve daha sonra Tire ve Ptolemais-Ake teslim oldu, böylece Filistin’den Mısır’a açıldı. III. Antiochus daha iyi bir askeri adam olsaydı, muhtemelen ona dayanamayacak olan Mısırlı Pelusium’a karşı yürüdü.

III. Antiochus ile IV. Potlemy arasındaki Çatışma ve Seferin Geri Kalanı

Ancak, IV. Potlemy M.Ö. 217 yazında, elli beş bin kişilik bir ordunun başında ve genç kız kardeşi Arsinoe ile birlikte IV. Potlemy, Filistin’de, Raphia’da III. Antiochus’un altmış sekiz binlik ordusuyla karşılaştı. Burada, IV. Potlemy, III. Antiochus’ü yendi ve Mısır’ı işgal tehdidinden kurtardı. İlginçtir ki daha sonra yapılan bir savaşta III. Antiochus Mısır’ın elindeki fillerinden daha büyük olan Afrika fillerini kullanarak üstünlüğü ele geçirir. Ancak III. Antiochus, bu dönemin en büyüklerinden biri olarak görülen bir savaşta kendini yenilgiye açık bıraktı. Ve sonunda iyi eğitilmiş Mısırlı birlikler ile savaşın kazanılmasını sağlamıştır. Mısır savaştan çok az kazanç sağladı.

IV. Potlemy, seferi kısa ketsi. Bunnu nedeni olarak ise İskenderiye’nin lükslerine dönmeye istekliliği olduğu düşünülür.

Önüne Geçilemeyen Yozlaşma

IV. Potlemy, agresif bir dış politika izlemek için gerekli olan fazladan paralı askerleri işe almayı başarmıştır.

IV. Potlemy, Mısır’a döndükten sonra, kız kardeşi ile MÖ 217 yılının Ekim ayında evlendi.

Gerçek bozulma MÖ 204’te ya da kısa bir süre önce ortaya çıkmıştı. Ancak yozlaşmanın öncüllerinden bir olan kısır döngüye çoktan girilmişti.

Ayaklanmalar ve Ekonominin Kötüye Gidişi

Mısırlı askerler, ilk başta, İskenderiye mahkemesine karşı uzun ve başarılı bir gerilla çatışmasına girer. Sonuçta güçlü bir milliyetçi hareket başlattılar. Sonrasında IV. Potlemy’nin saltanatının sona ermesiyle, güneyde, bir zamanlar yerli firavunlar tarafından da idare edilen bölgede tam bağımsızlık elde edebildiler. İsyancı ayaklanma döneminde, paralı asker ordusuna ihtiyaç artar. Bu da ekonomik durumu daha da kötüleştirdi.

Şiir Yarışmasının Sonucu

IV. Potlemy, Homerion’u, onun doğum yeri olduğunu iddia edilen şehire şahsî figürleri ve şairin bir heykeli ile birlikte Homer’i onurlandıran bir tapınak kurdu. Bir hikaye onun saltanatı sırasında bir şiir yarışması anlatıyor: yarışmacılar aldıkları alkışara göre değrelendirilecekti. IV. Potlemy içlerinden en az alkış alanı seçti. Bu konuda kendine sorular sorulunca o şöyle bir açıklama yaptı: Seçtiği adayın tek Orijinal Şair olduğunu diğerlerinin kendilerine seçtikleri öncüllerinin tekrarı olmaktan öteye gidemediklerini anlatır.

Yüzmeyen Gemi Neden Yapılır

IV. Potlemy, yaklaşık 137 metre uzunluğunda 3000’e yakın insanı barındırabilen işevsiz ve taşınamaz bir gemi inşaa edildi.

Ölüm

Ptolemy IV’ün 204 yazındaki ölümünden sonra, İskenderiye’de gömüldü.